Kategori: Dizi

  • Suits Dosyası #3: Son Duruşma

    Suits Dosyası #3: Son Duruşma

    Miras ve Asansörün Son İnişi

    Bir duruşma salonunda en önemli an, açılış konuşması değildir. Çapraz sorgu da değildir. En önemli an, jüri kararını vermeden hemen önce yapılan “Kapanış Konuşması”dır (Closing Argument). Tüm deliller sunulmuş, tanıklar dinlenmiş ve geriye sadece son bir izlenim bırakmak kalmıştır.

    Suits dizisi için 8. ve 9. sezonlar, işte bu kapanış konuşmasıdır.
    Mike Ross ve Rachel Zane’in Seattle’a gidişiyle (Patrick J. Adams ve Meghan Markle’ın ayrılışı), dizinin ana omurgası kırılmış gibi hissettirdi. Çoğu dizi, başrol oyuncularından biri gittiğinde hızla irtifa kaybeder ve sessizce iptal edilir. Ancak Suits, sahne ışıklarını kapatmayı reddetti. Bunun yerine amfilerin sesini sonuna kadar açtı ve bize şunu sordu: “Asıl hikaye, kahraman evden gittikten sonra geride kalanların ne yaptığı değil midir?”

    NetMuhabbet retrospektif serimizin geçtiğimiz bölümlerinde önce Suits Dosyası #1: İlk Dava yazımız ile serinin ilk 5 sezonunu ardından Suits Dosyası #2: Kefaret ile 6 ve 7. sezonu ele almıştık. Şimdi üçüncü ve son bölümünde; “Miras Çağı” (The Legacy Era) olarak adlandırdığımız bu final dönemini inceliyoruz. Burası, “kazanma hırsının” yerini “büyüme sancılarına” bıraktığı, karakterlerin zırhlarını tamamen çıkardığı son savaştır.

    Hazırsanız, son kez ayağa kalkın. Karar açıklanıyor.

    -Delil A: Yeni Kanlar ve Samantha Wheeler Faktörü

    Mike Ross’un gidişi, dizide sadece duygusal değil, yapısal bir boşluk da yarattı. Harvey’in pas atacağı, uğruna risk alacağı, koruyacağı bir “çocuk” kalmamıştı. Senaristler bu boşluğu doldurmak için stratejik bir hamle yaptı: Samantha Wheeler.

    Katherine Heigl’ın canlandırdığı Samantha, diziye girdiği andan itibaren bir “anti-Mike” etkisi yarattı. Mike, Harvey’in olmak istediği “iyi ve vicdanlı” adamdı; Samantha ise Harvey’in zaten olduğu “karanlık ve acımasız” taraftı.

    Samantha ve Harvey’in çatışmaları, aslında Harvey’in aynaya bakması gibiydi. İkisi de kuralları büküyordu, ikisi de kazanmak için her şeyi yapıyordu ve ikisi de geçmiş travmalarını pahalı kıyafetlerin altına saklıyordu.

    Boks ringindeki sahneleri hatırlayın. Bu sahneler sadece spor değildi; iki alfa karakterin birbirini tarttığı, saygı duyduğu ve hiyerarşiyi belirlediği ritüellerdi. Samantha’nın diziye katılması, Harvey’e şunu öğretti: Yalnız değilsin hatta artık tek başına zirvede de değilsin. Robert Zane’in (Rachel’ın babası) “Baba Figürü” olarak denkleme girmesi ise Harvey’in liderlikten ziyade “oğul olma” rolünü tamamlaması için gereken son parçaydı.

    -Delil B: İsimlerin Savaşı ve Kurumsal Kimlik Krizi

    8.ve 9. sezonların en belirgin (ve bazen komik) teması, şirketin isminin sürekli değişmesiydi. Duvar, adeta bir “Game of Thrones” tahtına dönüştü: Specter Litt, Zane Specter Litt, Zane Specter Litt Wheeler Williams…

    Ancak bu isim savaşı, derin bir felsefi sorunu da beraberinde getirdi: Kurumsal Kimlik Krizi. Jessica gittiğinde bir otorite boşluğu oluştu. Robert Zane lisansını kaybedip gittiğinde firma başsız kaldı. Bu kaos, Harvey ve Louis’i zoraki bir ortaklığa itti.

    Louis Litt’in Yönetici Ortak (Managing Partner) olma süreci, dizinin en tatmin edici yan hikayelerinden biriydi. Louis, yıllarca kıskandığı o koltuğa oturduğunda, gücün bağırmak olmadığını, sorumluluk almak olduğunu acı yoldan öğrendi. Louis’in bu dönemdeki olgunlaşması, onu dizinin maskotu olmaktan çıkarıp, şirketin gerçek “babası” konumuna taşıdı.

    -Tanık Kürsüsü: Harvey Specter’ın Nihai Evrimi

    Eğer ilk 7 sezon Harvey’in “New York’un en iyi avukatına” dönüşme hikayesiyse, son 2 sezon Harvey’in “tam bir insana” dönüşme hikayesidir.

    Mike gittikten sonra Harvey’in yaşadığı boşluk, onu geçmişiyle yüzleşmeye zorladı. Annesiyle olan sorunlu ilişkisi, Harvey’in kadınlara güvenememesinin, duygusal olarak bağlanamamasının temel sebebiydi. Annesinin cenaze törenindeki o kırılma anı, Harvey Specter’ın “duygusuz robot” maskesinin tamamen düştüğü andır.

    Harvey, affetmeyi öğrendi. Annesini affetti, kendisini affetti ve en önemlisi, zayıf olmanın kötü bir şey olmadığını kabul etti. Bu duygusal olgunlaşma olmasaydı, finalde yapacağı o büyük fedakarlığı asla yapamazdı. “The Closer” (Bitirici), artık “The Protector” (Koruyucu) olmuştu.

    -İddia Makamı: Faye Richardson ve Sistemin İntikamı

    Dizinin final sezonundaki (9. Sezon) ana çatışma unsuru Faye Richardson, Suits tarihindeki en ilginç düşmandır. Çünkü Faye; Daniel Hardman, Charles Forstman ya da Anita Gibbs gibi kötü niyetli biri değildir. Faye, Kural’ın ta kendisidir.

    Baro tarafından firmaya kayyum olarak atandığında, ekibin yıllardır yaptığı tüm “gri alan” hamlelerini, tüm etik dışı zaferleri yüzlerine çarptı. İzleyici olarak Faye’den nefret ettik çünkü bizimkilerin canını sıkıyordu. Ama objektif baktığımızda, Faye haklıydı. O, dizinin kendi ahlaki pusulasını sorgulaması için bir araçtı:

    -Amaç, aracı her zaman meşru kılar mı?
    -Biz “iyi adamlar” olduğumuz için kuralları çiğneme hakkına sahip miyiz?

    Ekibin Faye’e karşı birleşmesi, onları son bir kez daha “takım” yaptı. Ancak bu seferki savaş, dışarıdaki bir düşmana karşı değil, kendi yarattıkları enkazı temizlemeye yönelikti. Faye, Harvey’in aynadaki son sınavıydı.

    -Çapraz Sorgu: Ve Sonunda…

    Yıllar süren bakışmalar, imalar, “Biz sadece iş arkadaşıyız” yalanları… 8. Sezonun finalinde o kapı çaldığında ve Harvey ile Donna birbirine koştuğunda, Dünya çapındaki Suits hayranları derin bir nefes aldı.

    Harvey ve Donna ilişkisi, televizyon tarihinin en uzun süren “slow burn” (yavaş pişen) aşklarından biriydi. Bu birleşmenin final sezonuna kadar beklemesi tesadüf değildi. Harvey, annesini affetmeden ve Mike’ın gidişini kabullenmeden Donna’ya kalbini tam anlamıyla açamazdı. Donna ise, kendi değerini ispatlamadan (COO olarak) Harvey’in gölgesinde bir “sevgili” olmak istemezdi.
    İkisi de bireysel olarak tamamlandığında, ilişki başladı. Bu, aşkın aceleye gelmeyeceğinin bir kanıtıydı.

    -Nihai Karar: “One Last Con” ve Veda

    9.Sezon 10. Bölüm – One Last Con

    Dizinin finali, Suits’in DNA’sına sadık, muazzam bir veda senfonisiydi. Faye’den kurtulmak için yaptıkları son numara (“One Last Con”), ekibin zekasını ve birbirlerine olan sadakatini son kez sergiledi. Harvey, firmayı kurtarmak için kariyerini feda etti; tıpkı Mike’ın yıllar önce onun için yaptığı gibi. Döngü tamamlandı.

    Louis ve Sheila’nın düğünü, aslında bir veda partisiydi. Sheila’nın doğumu ve düğünün iç içe geçmesi, hayatın döngüsünü simgeliyordu: Bir devir kapanırken, yeni bir hayat başlıyordu.

    Ve o son sahne…

    Harvey, ofiste son kez durur. Mike gelir (Patrick J. Adams’ın konuk oyuncu olarak dönüşü, finalin en büyük hediyesiydi). Pilot bölümdeki o efsanevi mülakat sahnesine yapılan gönderme, izleyicinin boğazını düğümleyen cinstendi.

    Harvey: “Bana neyin var onu göster.”

    Mike: “Hafızam güçlüdür.”

    Bu replikler, 9 yıllık bir yolculuğun özetiydi. Harvey ve Donna’nın, Mike ve Rachel’ın yanına Seattle’a gitme kararı; dizinin mesajını netleştirdi: Kariyer, unvanlar, köşe ofisler… Hepsi geçici. Asıl servet, ailenizdir.

    -Sonuç: Dosya Kapandı

    Suits ekranlara veda ettiğinde, sadece havalı bir avukatlık dizisi bitmedi. Bir dönem kapandı.

    Bu dizi bize, “iyi görünmenin” ötesinde, sadakatin önemini öğretti. Bize, en sert görünen insanların bile (Harvey, Louis) kırılabilir kalpleri olduğunu gösterdi. Bize, ailenin sadece kan bağıyla değil, birbirini ateşin içinden çekip çıkaran insanlarla kurulduğunu anlattı.

    Son sahnede asansör kapıları kapanırken ve Coldplay – Viva La Vida çalarken, ofis yine boştu. Tıpkı Mike hapse girdiğinde olduğu gibi. Ama bu seferki boşluk, hüzünlü değil, huzurluydu. Çünkü içindekiler kaçmamış, mezun olmuştu.

    Harvey Specter’ın dediği gibi:
    “Hayat böyledir (elini aşağıda tutar), ben ise bunu istiyorum (elini yukarıda tutar)”

    Suits, televizyon dünyasında hep “yukarıda” yaşadı ve mirasını da zirvede bıraktı.

    NetMuhabbet olarak bu retrospektif yolculuğunda bizimle olduğunuz için teşekkür ederiz.

    Dosya kapandı. Mahkeme sona ermiştir…

    Kaynaklar:

    -[Karakter profilleri, alıntılar ve sahne referansları]: imdb.com

    -[Görsel Estetik Analizler ve Bölüm Puanları]: rottentomatoes.com

  • Suits Dosyası #2: Kefaret

    Suits Dosyası #2: Kefaret

    Demir Parmaklıklar ve Veda Senfonisi

    Bir kapının kapanma sesi. Metalin metale çarparken çıkardığı o soğuk, yankılı gürültü.

    Önceki yazımız olan Suits Dosyası #1: İlk Dava’dan da bildiğiniz gibi Suits’in ilk 5 sezonu boyunca duyduğumuz sesler başkaydı: Kristal bardakların tokuşturulması, pahalı İtalyan kösele ayakkabıların mermer zemindeki tıkırtısı, imzalanan milyon dolarlık çeklerin hışırtısı… Ancak 5. sezonun finalinde Mike Ross o hapishane kapısından içeri girdiğinde, sadece özgürlüğünü arkasında bırakmadı. Dizinin o “dokunulmaz” havasını, “biz her zaman kazanırız” kibrini ve Manhattan’ın zirvesindeki o steril fanusu da parçaladı.

    Serimizin ikinci dosyasında; dizinin “Kefaret Çağı” (The Redemption Era) olarak adlandırabileceğimiz, Sezon 6 ve Sezon 7’yi masaya yatırıyoruz.

    Burası, Suits’in bir avukatlık dizisi olmaktan çıkıp, bir karakter dramasına dönüştüğü yerdir. Artık soru “Yakalanacaklar mı?” değil. Artık soru çok daha varoluşsal: “Takım elbisenizi çıkardığınızda, geriye ne kalır?”

    Hazırsanız, Danbury Federal Hapishanesi’ne ve hayalet kasabaya dönmüş Pearson Specter Litt ofisine giriş yapıyoruz.

    -Düşüşün Estetiği: Smokinin Yerini Hapishane Tulumu Aldığında

    Dizinin altıncı sezonu, görsel ve atmosferik olarak keskin bir tezatla açılır. Bir yanda Harvey’in hala bozulmamış gibi duran cam kulesi, diğer yanda Mike’ın daracık, gri ve klostrofobik hücresi.

    Felsefi açıdan Mike’ın hapse girmesi, Dostoyevski vari bir arınma sürecidir. İlk 5 sezon boyunca Mike, olmadığı biri gibi davranarak var olmaya çalıştı. Sahte bir diploma, sahte bir özgüven, sahte bir kimlik. Hapishane, paradoksal bir şekilde Mike’ın “en gerçek” olduğu yerdir. Orada Harvard mezunu değildir, dahi değildir; sadece hayatta kalmaya çalışan bir mahkumdur.

    Mike’ın hapishanedeki düşmanı Frank Gallo, senaryo matematiği açısından basit bir kötü adam gibi görünebilir. Ancak sembolik olarak Gallo, Harvey’in “geçmiş günahlarının” vücut bulmuş halidir. Harvey’in yıllar önce sisteme uygun oynamayarak hapse attırdığı bir adam, şimdi Harvey’in en değer verdiği kişilerden biri olan Mike’ı yok etmek istemektedir.

    Bu, dizinin bize Karma yasasını hatırlatma şeklidir: Hiçbir zafer bedelsiz değildir. Harvey, Mike’ı kurtarmaya çalışırken aslında kendi geçmişiyle dövüşür.

    Mike’ın bu süreçteki değişimi, dizinin omurgasını güçlendirir. O artık “Harvey’in zeki çırağı” değildir. Kendi kararlarını veren, hapishanede bile adaleti sağlamaya çalışan (hapishane arkadaşı Kevin Miller için yaptıkları gibi), bedel ödeyen bir adamdır. Kefaret, sadece ceza çekmek değil, değişimi kabullenmektir.

    -Hayalet Gemi: Pearson Specter Litt ve Liderlik Krizi

    Mike hapisteyken dışarıda ne oldu? Muazzam bir boşluk.
    Dizinin 6. sezonunun başındaki o ikonik sahneyi hatırlayın: Harvey, Jessica ve Louis, devasa ofise girerler ve kimse yoktur. Sekreterler, stajyerler, ortaklar… Herkes gemiyi terk etmiştir. O şaşaalı ofisler, artık pahalı mobilyalarla dolu bir mezarlıktır.

    Bu “Hayalet Gemi” atmosferi, Harvey Specter için en büyük sınavdır. Harvey bugüne kadar hep kazanan (The Closer) oldu ama hiç “lider” olmak zorunda kalmamıştı. Liderlik, sadece dava kazanmak değildir; insanları bir arada tutmak, vizyon koymak ve gemi batarken dümende kalmaktır.

    Burada Jessica Pearson faktörü devreye girer. Jessica, bu dizinin tartışmasız kraliçesidir. Her krizde soğukkanlılığını koruyan, Harvey ve Louis gibi iki zor çocuğu idare eden anaç figürdür. Ancak 6. sezonun ortasında Jessica’nın “Ben artık bu değilim” diyerek firmayı terk edip Chicago’ya gitmesi, dizinin en büyük kırılma noktalarından biridir.

    Jessica’nın gidişi, Harvey için bir büyüme zorunluluğudur. Freudyen bir okumayla, bu annenin evden ayrılmasıdır. Harvey artık sığınacak bir limana sahip değildir; o liman olmak zorundadır. Jessica’nın ofisindeki isminin duvardan söküldüğü an, Suits’in eski dünyasının tamamen bittiği andır.

    -Donna Paulsen: “The Donna” ve Varoluşsal Sancılar

    Kefaret çağı, sadece Mike ve Harvey için değil, Donna için de bir uyanış dönemidir. İlk dönemde “her şeyi bilen sekreter” olarak konumlanan Donna, bu dönemde artık daha fazlasını istemeye başlar.

    Sezondaki o meşhur “COO (Chief Operating Officer)” olma talebi, aslında modern iş dünyasındaki kadınların cam tavanı kırma mücadelesinin bir yansımasıdır. Donna şunu sorar: “Bu şirketi ayakta tutan benim zekam ve sezgilerimse, neden sadece sekreter unvanıyla yetineyim?”

    Harvey ile olan ilişkisi de bu dönemde boyut değiştirir. Artık sadece flörtöz bakışmalar yoktur; “The other time” (O diğer sefer) diye bahsettikleri geçmişin hayaletleri ve geleceğin belirsizliği vardır.

    Donna’nın Harvey’i kıskandırmaya çalışması ya da Harvey’in terapi seansları, ikilinin birbirine olan bağımlılığının ne kadar derin ama bir o kadar da toksik olabileceğini gösterir. Donna, kendi kimliğini Harvey’den bağımsız olarak inşa etmeye çalışırken (kendi teknoloji girişimi “The Donna” gibi), aslında Harvey olmadan kim olduğu sorusuna yanıt aramaktadır.

    -Louis Litt: Öfke, Aşk ve Kabul

    Bu dönemin en ağır duygusal yükünü yine Louis Litt çeker. Louis, Jessica’nın gidişiyle sarsılır, Mike’ın dönüşüyle karmaşık duygular yaşar. Ancak bu dönemde Louis’in asıl sınavı “Aşk” ile olur.

    Tara ile olan ilişkisi, Louis’in sevilmeye layık olmadığına dair inancını yıkar gibi olsa da, sonunda yine kalbi kırık bir adam bırakır geriye. Louis’in trajedisi, her zaman yeterli olmaya çalışması ama duygusal zekasının (EQ) onu yarı yolda bırakmasıdır.

    Ancak 7. Sezonda Louis’in terapisti Dr. Lipschitz ile olan seansları, karakterin derinliğine inmemizi sağlar. Louis’in öfkesinin altında yatan o korkmuş çocukla tanışırız.

    Harvey ile olan ilişkisi de “düşman kardeşler”den “silah arkadaşları”na evrilir. Harvey’in Jessica gittikten sonra Louis’e “Sana ihtiyacım var” demesi, Louis’in yıllardır duymak istediği cümledir. Louis, kefaretini “sadakat” ile öder.

    -Meşruiyet Savaşı ve Duruşma

    Mike hapisten çıkar, ama avukat değildir. Sadece bir danışmandır. Bu durum, Mike gibi bir yetenek için kanatsız bir kartal olmak gibidir.

    Sezonun finaline doğru giden süreç, Mike’ın Baro’ya kabul edilme mücadelesidir. Bu, dizinin en heyecanlı hukuki savaşıdır çünkü bu sefer dava bir müvekkil değil, Mike’ın kendisidir.

    Anita Gibbs’in Character and Fitness (Karakter ve Uygunluk) komitesinde Mike’ın karşısına dikilmesi, hikayenin çemberini tamamlar. Gibbs, “Hukuk kutsaldır ve sen onu kirlettin” tezini savunur.

    Ancak burada sahneye çıkan Jessica Pearson, son bir “Deus Ex Machina” hamlesiyle Mike’ı kurtarır. Jessica’nın komite önündeki savunması, dizinin ana felsefesini özetler:

    “Bazen merhamet, adaletten daha önemlidir. Bazen kurallar, doğru olanı yapmamızı engeller. Bu çocuk bir hata yaptı, bedelini ödedi. Şimdi ona yeteneğini kullanması için bir şans vermemek, topluma yapılacak asıl haksızlıktır.”

    Mike’ın sonunda “resmi” bir avukat olduğu, diplomasını (sembolik olarak) duvara astığı an; izleyici için büyük bir katarsistir. O artık dolandırıcı değildir. O, bedelini ödemiş, cehennemden geçmiş ve geri dönmüş meşru bir savaşçıdır.

    -Veda: Seattle’a Giden Yol ve Bir Devrin Sonu

    Ve geldik vedaya…

    Sezon 7 Finali, televizyon tarihinin en zarif “oyuncu ayrılıklarından” birine sahne oldu. Meghan Markle’ın kraliyet ailesine katılması ve Patrick J. Adams’ın diziden ayrılma kararı, senaristleri zorlu bir finale itti. Ancak sonuç kusursuzdu.

    Mike ve Rachel’ın düğünü… Sadece romantik bir final değil, bir mezuniyet töreniydi.

    -Neden Seattle?

    Neden Fortune 500 şirketlerini bırakıp, mağdurları savunan bir hukuk bürosunu yönetmeye gittiler? Çünkü Mike Ross’un yolculuğu hiçbir zaman para olmadı. Pilot bölümde büyükannesi için uyuşturucu taşıyan o çocuk, her zaman güçsüzün yanında olmak istedi. Harvey’in dünyası (büyük şirketler, birleşmeler, köpekbalıkları) Mike’a bir şeyler öğretti ama Mike’ın ruhu oraya ait değildi.

    Mike’ın Harvey’e vedası, Batman ve Robin’in ayrılığıydı. Mike artık Robin değildi. O, kendi şehrinin (Seattle) kahramanı olmak için Gotham’ı terk eden Nightwing’di. Harvey’e “Senin gibi olmak istemiyorum, ben kendim olmak istiyorum” demesi, bir usta için duyabileceği en gurur verici ama en hüzünlü sözdür. Çırak, ustasını aşmış ve kendi yoluna gitmiştir.

    Sonuç: Kırık Parçalarla Yeniden İnşa Etmek

    Suits’in 6. ve 7. sezonları, hayatın her zaman yükselişten ibaret olmadığını, bazen yere çakılıp parçaları tek tek toplamak gerektiğini anlattı bize.

    -Mike, özgürlüğün ve dürüstlüğün kıymetini öğrendi.
    -Harvey, Mike ve Jessica olmadan da ayakta durabileceğini, yalnızlığın bir kader olmadığını öğrendi.
    -Louis, dostluğun kıskançlıktan güçlü olduğunu öğrendi.
    -Rachel, babasının gölgesinden çıkıp kendi ışığını yarattı.

    Bu dönem, dizinin duygusal zirvesiydi. Mike ve Rachel asansöre binip o kapılar kapandığında, izleyiciler olarak biliyorduk: Suits bir daha asla eskisi gibi olmayacak. Ana kadro dağıldı, aile parçalandı.

    -Bizi Ne Bekliyor?

    Peki, Harvey Specter bu boşlukla nasıl başa çıkacak? Ofisin adı yine değişecek mi? Ve New York’un en dişli avukatları, yanlarında Mike Ross’un “süper zekası” olmadan yeni düşmanlara ve belki de en büyük düşmanları olan kendi egolarına karşı nasıl savaşacak?

    Bir sonraki yazımız olan Suits Dosyası #3: Son Duruşma‘da; dizinin “Miras Çağı”nı (Sezon 8 ve 9), Robert Zane’in girişini, Samantha Wheeler’ın getirdiği kaosu ve Harvey ile Donna’nın o beklenen sonunu konuşacağız.

    Mendilleri hazırlayın çünkü son perde açılmak üzere.

    Kaynaklar:

    -[Karakter profilleri, alıntılar ve sahne referansları]: imdb.com

    -[Görsel Estetik Analizler ve Bölüm Puanları]: rottentomatoes.com

  • Suits Dosyası #1: İlk Dava

    Suits Dosyası #1: İlk Dava

    Büyük Yalan, Kusursuz Takım Elbiseler ve Zirveye Çıkışın Bedeli

    Her şey bir otel odasında, esrar dolu bir evrak çantasının kaza sonucu açılıp içindeki uyuşturucuların dökülmesiyle başladı.

    New York’un gökdelenlerine kuş bakışı bakarken, cam duvarlar ardında hareket eden minik figürler görürsünüz. Onlar, modern dünyanın şövalyeleridir: Kılıçları yoktur; ancak milyon dolarlık birleşme anlaşmaları, tehditkar dava dilekçeleri ve keskin zekaları vardır. Zırhları ise çelikten değil, Tom Ford kumaşındandır.

    Televizyon tarihinde bazı diziler vardır ki, izleyiciye sadece bir hikaye anlatmaz; onlara bir “yaşam tarzı” satar. Mad Men bunu 60’ların reklam dünyası ve sigara dumanıyla yaptı, Succession ise sessiz lüks ve travmatik aile bağlarıyla. 2011 yılında hayatımıza giren Suits ise bize, Manhattan gökdelenlerinin tepesinde, cam duvarlar ardında oynanan modern gladyatör dövüşlerini sattı. Ve biz bu yemi, Harvey Specter’ın o meşhur repliğiyle afiyetle yedik:

    “I don’t play the odds, I play the man”

    (Ben ihtimallere oynamam, adama oynarım)

    Ama aslında Suits, hukuk dünyasını anlatmayı vaat etti; bize “Kazanma Sanatı”nı ve bunun bedelini sattı.

    NetMuhabbet olarak başlattığımız bu retrospektif serisinin ilk ayağında; Mike Ross’un odaya girdiği andan, elleri kelepçeli şekilde çıktığı ana kadar olan; dizinin en dinamik, en gergin ve en “cool” dönemini yani “Altın Çağı”nı (The Golden Era) masaya yatırıyoruz.

    Hazırsanız, kravatları düzeltin. Pearson Hardman’a giriş yapıyoruz. Çünkü burada görünen hiçbir şey göründüğü kadar berrak değil.

    -Deha ve Kibir Arasındaki Kimya: Modern Bir Robin Hood Masalı

    Dizinin pilot bölümü, aslında tüm hikayenin DNA’sını bize ilk 10 dakikada verir. Bir tarafta Harvard mezunu, hayatı kazanmak üzerine kurulu, duygularını zırh gibi giydiği pahalı takım elbisesinin altına saklayan, narsistik bir deha: Harvey Specter.

    Diğer tarafta ise sistemi kandırarak LSAT sınavlarına giren, fotografik hafızalı, hayatta yönünü kaybetmiş bir sokak dahisi: Mike Ross.

    Bu ikilinin tanışması, klasik “Batman ve Robin” ya da “Usta ve Çırak” hikayesinin modern kurumsal dünyaya uyarlamasıdır. Ancak Suits’in felsefi alt metninde ilginç bir detay yatar: Liyakat vs. Etiket.

    Dizi bize şu soruyu sorarak başlar: Bir işi yapabilmek için o kağıt parçasına (diploma) gerçekten ihtiyacınız var mı? Harvey, Mike’ı işe alarak kurumsal dünyanın en büyük tabusunu yıkar. Toplumun “Diploma = Yeterlilik” denklemine savaş açar. Mike Ross, modern bir Robin Hood’dur. Elitlerin tekelinde olan hukuk dünyasını, diplomasız bir halk çocuğu olarak gasp eder ve bunu elitlerin yüzüne vurur. İzleyici olarak Mike’ı sevmemizin sebebi de budur.

    Hepimiz içten içe, bizi tanımlayanın diplomalarımız değil, yeteneklerimiz olduğuna inanmak isteriz. Suits, bu fantezinin en şık halidir.

    İlk 5 sezon boyunca izlediğimiz şey aslında hukuki davalar değildir. İzlediğimiz şey, Harvey’in Mike’a “kazanmayı” öğretmesi, Mike’ın ise Harvey’e “insan olmayı” hatırlatmasıdır. O ana kadar dizi, kuralları bilenler (Harvey) ile kuralları umursamayanların (Mike) dansı üzerine kuruludur. Harvey, Mike’ta kendi gençliğini görür ancak Mike’ın sahip olduğu ve Harvey’in yıllar önce kaybettiği bir şey vardır: Empati.

    -Camdan Kaleler ve Panoptikon: Mahremiyetin İmkansızlığı

    Suits’in görsel diline dikkat ettiniz mi? Neredeyse tüm ofisler camdandır. Pearson Hardman (daha sonra Pearson Darby, Pearson Specter, vs.) ofisi, New York manzarasına hakim devasa cam duvarlarla çevrilidir.

    Neredeyse hiç tuğla duvar görmezsiniz. Ofisler, toplantı odaları, koridorlar… Her yer camdır.

    Bu sinematografik tercih, sadece “havalı” görünmek için değildir. Bu, karakterlerin içinde bulunduğu akvaryum (fishbowl) etkisini simgeler. Michel Foucault’nun Panoptikon (Gözetim Toplumu) teorisine muazzam bir göndermedir.

    Panoptikon, merkezdeki bir kuleden tüm mahkumların izlenebildiği ama mahkumların izlendiğini bilmediği bir hapishane modelidir. Pearson Hardman ofisi, modern bir Panoptikon’dur.

    Şeffaflık ve Sır: Dizinin ana çatışması “büyük bir sır” (Mike’ın diplomasız oluşu) üzerine kuruludur. Ancak ironik bir şekilde, karakterler her şeyin görülebildiği cam odalarda çalışır. Bu tezat, gerilimi sürekli canlı tutar. Saklanacak en kötü yer, her yerin şeffaf olduğu yerdir.

    Güç Hiyerarşisi: Ofislerin konumu ve büyüklüğü, karakterin klandaki yerini belirler. Köşe ofis, sadece bir oda değil, bir statü sembolüdür. O akvaryumun en büyük balığı olduğunuzun ilanıdır. Harvey’in ofisi, onun krallığıdır. Oraya giren herkes, -Jessica hariç- onun kurallarına boyun eğer.

    Ayrıca ışık kullanımına dikkat edin. İlk sezonlarda ofis sahnelerinde daha sıcak (sarı/amber tonları) hakimken, işler ciddileştikçe ve sırrın ağırlığı arttıkça renk paleti daha soğuk mavi ve gri tonlara kayar. Bu, Mike’ın masumiyetini kaybedişinin ve kurumsal soğukluğun içine çekilişinin görsel anlatımıdır.

    Ofislerin soğuk mavi ve gri tonları, karakterlerin duygusal izolasyonunu simgeler. O pahalı takım elbiselerin içinde, o cam duvarların ardında herkes yalnızdır. Ve herkes, bir başkasının açığını kollayan bir avcıdır.

    -Louis Litt Faktörü: Trajik Bir Antikahraman, Salieri Kompleksi ve Vasatlığın Trajedisi

    İlk bakışta dizinin “kötü adamı” ya da “komik unsuru” gibi görünen Louis Litt, aslında serinin en derinlikli ve en trajik karakteridir. Eğer Harvey Specter, Tanrı vergisi yeteneğiyle Mozart ise; Louis Litt kesinlikle Antonio Salieri’dir. İlk 5 sezon boyunca Louis’in Harvey’e duyduğu kıskançlık, aslında derin bir hayranlığın ve kabul görme arzusunun yansımasıdır. Louis, hepimizin içindeki o onaylanma arzusunun vücut bulmuş halidir. Louis, Harvey için şu sözleri söyler:

    “You’re the man, Harvey. You’re the man.”

    Louis, çok çalışmanın temsilcisidir. Harvey ise doğuştan yeteneğin. Felsefi olarak bu çatışma, Salieri ve Mozart çatışmasına benzer. Louis ne kadar çalışırsa çalışsın, Harvey’in sahip olduğu o doğal karizmaya ve “cool” imaja asla erişemez. Bu durum Louis’i hırçınlaştırır, hatalar yaptırır ve onu dizinin en öngörülemez karakteri yapar. “Bana neden saygı duymuyorsun Harvey? Ben de senin gibiyim!” der.

    Louis’in dramı, ne kadar çalışırsa çalışsın, Harvey’in doğuştan sahip olduğu o “şeytan tüyü”ne asla erişemeyeceğini bilmesidir. Bu aşağılık kompleksi, onu tehlikeli birine dönüştürür. Ancak Louis’in, Mike’ın sırrını öğrendiği o ikonik sahne (Sezon 4, Bölüm 10), dizinin dönüm noktalarından biridir.

    Louis; o ana kadar sadece bir piyonken, sırrı öğrenerek bir anda vezire dönüşür ve ismini kapıya (Name Partner) yazdırır. Bu, “bilginin güç olduğu” gerçeğinin en sert kanıtıdır. Bize Machiavelli’nin şu dersini hatırlatır: Güç verilmez, alınır ve bazen onu almak için şeytanla (kendi karanlık tarafınla) pazarlık yapman gerekir.

    -Donna Paulsen: Şirketin Gölge CEO’su, Duygusal Zekanın Zaferi

    Donna karakteri, 2010’lu yılların dizi dünyasına “Güçlü Kadın Sekreter” klişesini yıkarak girmiştir. Testosteron yüklü bu dünyada, Donna Paulsen bir sekreterden çok daha fazlasıdır; o firmanın vicdanı, hafızası ve görünmez CEO’sudur. Harvey bir Problem Çözücüdür (Logos), Donna ise İnsan Okuyucudur (Pathos). Harvey, bir davanın hukuki açıklarını bulurken, Donna o davanın taraflarının ne hissettiğini, ne sakladığını ve neyden korktuğunu bilir.

    Donna’nın Harvey ile olan “Biz neyiz?” gerilimi (Will they, won’t they), ilk 5 sezonun duygusal omurgasını oluşturur. Donna’nın “I’m Donna” repliği, özgüvenin vücut bulmuş halidir. Narsisizm gibi dursa da, aslında bir öz farkındalık zirvesidir. Kendi değerini bilen ve bunu eril bir dünyada pazarlık konusu yapmayan bir kadının duruşudur.

    O, Harvey’in zırhındaki tek çatlaktır. Mike hapse girme sürecine yaklaşırken, Donna’nın yaşadığı vicdan muhasebesi ve Harvey’i koruma içgüdüsü, dizinin duygusal derinliğini arttıran en önemli unsurdur. Suits’in ilk döneminde Donna’nın varlığı, Harvey’in tamamen robotlaşmasını engelleyen tek unsurdur.

    -Yalanın Sürdürülemez Ağırlığı: Kant, Faydacılık ve Mike’ın Seçimi

    Gelelim bu “Golden Era”nın (Altın Çağ) çöküşüne. Bir yalan ne kadar sürdürülebilir?

    Suits, 5 sezon boyunca bize Mike Ross’un zekasıyla her türlü badireyi atlatabileceğini inandırdı. Trevor öğrendi, susturdular. Jessica öğrendi, kabullendi. Rachel öğrendi, aşık oldu. Louis öğrendi, ortaklıkla satın alındı.

    Ancak Sezon 5, dizinin tonunun tamamen değiştiği yerdir. Artık eğlenceli “haftanın davası” bölümleri bitmiş, yerini boğucu bir “hayatta kalma savaşı” almıştır. Savcı Anita Gibbs sahneye çıktığında, Harvey ve Mike ilk kez rüşvetle, şantajla ya da zekayla alt edemeyecekleri bir düşmanla karşılaşırlar: Gerçek, Mutlak Gerçek.

    Felsefi olarak burada Faydacılık (Utilitarianism) ile Ödev Ahlakı (Deontology) çarpışır:

    Harvey’in Bakışı (Faydacılık): Mike harika bir avukat mı? Evet. İnsanlara yardım ediyor mu? Evet. O zaman diplomasının olmaması sadece bürokratik bir detaydır. Sonuç yani fayda, aracı meşru kılar.

    Anita Gibbs’in Bakışı (Ödev Ahlakı): Kurallar herkes içindir. Eğer herkes canı istediğinde avukatçılık oynarsa, hukuk sistemi çöker. Eylem (yalan söylemek) kendi içinde yanlıştır, sonuçları ne kadar iyi olursa olsun.

    Sezon 5 finalinde Mike’ın yaptığı seçim, karakter gelişiminin zirvesidir. Harvey, onu kurtarmak için her şeyi yapmaya hatta kendini feda etmeye hazırken, Mike ilk kez “kendi” kararını verir.

    -Mike Neden teslim oldu?

    Çünkü Mike, bu yalanın sadece kendisine değil, sevdiği herkese (Harvey, Rachel, Donna, Louis) zarar verdiğini fark etti.

    Kefaret: Mike’ın hapse girmeyi kabul etmesi, onun “dolandırıcı” kimliğinden sıyrılıp “gerçek bir adam” olma yolundaki ilk adımıydı. Harvey’i kurtarmak için kendini feda etmesi, pilot bölümdeki bencil çocuktan ne kadar uzaklaştığını gösterdi. Mike’ın mahkeme salonundan kelepçeli çıkışı, dizinin o ana kadarki “Biz yenilmeziz” illüzyonunun yıkıldığı andır.

    Icarus, Güneş’e yani zirveye çok yaklaşmış ve balmumu kanatları erimiştir.

    -Bir Devrin Sonu: Takım Elbisenin İçindeki İnsan

    Mike Ross’un elleri kelepçeli bir şekilde hapishaneye doğru yürümesiyle, Suits’in ilk dönemi kapanır. O eğlenceli, “biz yenilmeziz” havaları biter. Cam ofislerin ışıltısı yerini demir parmaklıkların soğukluğuna bırakır.

    Mike Ross hapishaneye girerken, Pearson Specter Litt ofisi bomboş kalmıştır. O görkemli ofisler, çalışanların kaçıştığı bir hayalet gemiye dönmüştür.

    Bu görüntü, The Great Gatsby vari bir hüzün taşır: Parti bitti, ışıklar yandı ve şimdi herkes kendi enkazıyla baş başa.

    -Sonuç:

    Bu ilk 5 sezon; hırsın, sadakatin ve bedel ödemenin muazzam bir portresidir. Bize şunu öğretir:

    En pahalı takım elbiseyi de giyseniz, en iyi ofiste de otursanız, geçmişinizden ve gerçeklerden asla kaçamazsınız.

    Suits’in ilk 5 sezonu, modern bir güç masalıdır. Bize, doğru kıyafeti giyersek, doğru yürürsek ve yeterince hızlı konuşursak dünyanın ayaklarımıza serileceğini vadetti ve biz buna inandık. Harvey Specter gibi doğuştan başarılı olmak, Mike Ross gibi kestirmeden zirveye çıkmak istedik. Ancak finalde dizi bize acı bir gerçeği hatırlattı:

    Yalanlar, üzerine gökdelenler inşa edebileceğiniz sağlam temeller değildir. Eninde sonunda o cam kuleler sallanır.

    -Sırada Ne Var?

    Peki, Mike hapisteyken Harvey nasıl ayakta kalacak? Firma bu skandalı atlatabilecek mi? Ve en önemlisi, Mike Ross bir daha avukatlık yapabilecek mi? Bir sonraki yazımızda, dizinin en karanlık ama en umut dolu dönemi olan “Kefaret Çağı”na (Sezon 6 ve 7) odaklanacağız.

    Umarım takımlarınızı giymişsinizdir çünkü asıl dava şimdi başlıyor: Suits Dosyası #2: Kefaret

    Kaynaklar:

    -[Karakter profilleri, alıntılar ve sahne referansları]: imdb.com

    -[Görsel Estetik Analizler ve Bölüm Puanları]: rottentomatoes.com