Büyük Yalan, Kusursuz Takım Elbiseler ve Zirveye Çıkışın Bedeli
Her şey bir otel odasında, esrar dolu bir evrak çantasının kaza sonucu açılıp içindeki uyuşturucuların dökülmesiyle başladı.

New York’un gökdelenlerine kuş bakışı bakarken, cam duvarlar ardında hareket eden minik figürler görürsünüz. Onlar, modern dünyanın şövalyeleridir: Kılıçları yoktur; ancak milyon dolarlık birleşme anlaşmaları, tehditkar dava dilekçeleri ve keskin zekaları vardır. Zırhları ise çelikten değil, Tom Ford kumaşındandır.
Televizyon tarihinde bazı diziler vardır ki, izleyiciye sadece bir hikaye anlatmaz; onlara bir “yaşam tarzı” satar. Mad Men bunu 60’ların reklam dünyası ve sigara dumanıyla yaptı, Succession ise sessiz lüks ve travmatik aile bağlarıyla. 2011 yılında hayatımıza giren Suits ise bize, Manhattan gökdelenlerinin tepesinde, cam duvarlar ardında oynanan modern gladyatör dövüşlerini sattı. Ve biz bu yemi, Harvey Specter’ın o meşhur repliğiyle afiyetle yedik:
“I don’t play the odds, I play the man”
(Ben ihtimallere oynamam, adama oynarım)
Ama aslında Suits, hukuk dünyasını anlatmayı vaat etti; bize “Kazanma Sanatı”nı ve bunun bedelini sattı.
NetMuhabbet olarak başlattığımız bu retrospektif serisinin ilk ayağında; Mike Ross’un odaya girdiği andan, elleri kelepçeli şekilde çıktığı ana kadar olan; dizinin en dinamik, en gergin ve en “cool” dönemini yani “Altın Çağı”nı (The Golden Era) masaya yatırıyoruz.
Hazırsanız, kravatları düzeltin. Pearson Hardman’a giriş yapıyoruz. Çünkü burada görünen hiçbir şey göründüğü kadar berrak değil.
-Deha ve Kibir Arasındaki Kimya: Modern Bir Robin Hood Masalı
Dizinin pilot bölümü, aslında tüm hikayenin DNA’sını bize ilk 10 dakikada verir. Bir tarafta Harvard mezunu, hayatı kazanmak üzerine kurulu, duygularını zırh gibi giydiği pahalı takım elbisesinin altına saklayan, narsistik bir deha: Harvey Specter.

Diğer tarafta ise sistemi kandırarak LSAT sınavlarına giren, fotografik hafızalı, hayatta yönünü kaybetmiş bir sokak dahisi: Mike Ross.

Bu ikilinin tanışması, klasik “Batman ve Robin” ya da “Usta ve Çırak” hikayesinin modern kurumsal dünyaya uyarlamasıdır. Ancak Suits’in felsefi alt metninde ilginç bir detay yatar: Liyakat vs. Etiket.
Dizi bize şu soruyu sorarak başlar: Bir işi yapabilmek için o kağıt parçasına (diploma) gerçekten ihtiyacınız var mı? Harvey, Mike’ı işe alarak kurumsal dünyanın en büyük tabusunu yıkar. Toplumun “Diploma = Yeterlilik” denklemine savaş açar. Mike Ross, modern bir Robin Hood’dur. Elitlerin tekelinde olan hukuk dünyasını, diplomasız bir halk çocuğu olarak gasp eder ve bunu elitlerin yüzüne vurur. İzleyici olarak Mike’ı sevmemizin sebebi de budur.
Hepimiz içten içe, bizi tanımlayanın diplomalarımız değil, yeteneklerimiz olduğuna inanmak isteriz. Suits, bu fantezinin en şık halidir.
İlk 5 sezon boyunca izlediğimiz şey aslında hukuki davalar değildir. İzlediğimiz şey, Harvey’in Mike’a “kazanmayı” öğretmesi, Mike’ın ise Harvey’e “insan olmayı” hatırlatmasıdır. O ana kadar dizi, kuralları bilenler (Harvey) ile kuralları umursamayanların (Mike) dansı üzerine kuruludur. Harvey, Mike’ta kendi gençliğini görür ancak Mike’ın sahip olduğu ve Harvey’in yıllar önce kaybettiği bir şey vardır: Empati.
-Camdan Kaleler ve Panoptikon: Mahremiyetin İmkansızlığı
Suits’in görsel diline dikkat ettiniz mi? Neredeyse tüm ofisler camdandır. Pearson Hardman (daha sonra Pearson Darby, Pearson Specter, vs.) ofisi, New York manzarasına hakim devasa cam duvarlarla çevrilidir.

Neredeyse hiç tuğla duvar görmezsiniz. Ofisler, toplantı odaları, koridorlar… Her yer camdır.
Bu sinematografik tercih, sadece “havalı” görünmek için değildir. Bu, karakterlerin içinde bulunduğu akvaryum (fishbowl) etkisini simgeler. Michel Foucault’nun Panoptikon (Gözetim Toplumu) teorisine muazzam bir göndermedir.
Panoptikon, merkezdeki bir kuleden tüm mahkumların izlenebildiği ama mahkumların izlendiğini bilmediği bir hapishane modelidir. Pearson Hardman ofisi, modern bir Panoptikon’dur.
Şeffaflık ve Sır: Dizinin ana çatışması “büyük bir sır” (Mike’ın diplomasız oluşu) üzerine kuruludur. Ancak ironik bir şekilde, karakterler her şeyin görülebildiği cam odalarda çalışır. Bu tezat, gerilimi sürekli canlı tutar. Saklanacak en kötü yer, her yerin şeffaf olduğu yerdir.
Güç Hiyerarşisi: Ofislerin konumu ve büyüklüğü, karakterin klandaki yerini belirler. Köşe ofis, sadece bir oda değil, bir statü sembolüdür. O akvaryumun en büyük balığı olduğunuzun ilanıdır. Harvey’in ofisi, onun krallığıdır. Oraya giren herkes, -Jessica hariç- onun kurallarına boyun eğer.

Ayrıca ışık kullanımına dikkat edin. İlk sezonlarda ofis sahnelerinde daha sıcak (sarı/amber tonları) hakimken, işler ciddileştikçe ve sırrın ağırlığı arttıkça renk paleti daha soğuk mavi ve gri tonlara kayar. Bu, Mike’ın masumiyetini kaybedişinin ve kurumsal soğukluğun içine çekilişinin görsel anlatımıdır.
Ofislerin soğuk mavi ve gri tonları, karakterlerin duygusal izolasyonunu simgeler. O pahalı takım elbiselerin içinde, o cam duvarların ardında herkes yalnızdır. Ve herkes, bir başkasının açığını kollayan bir avcıdır.
-Louis Litt Faktörü: Trajik Bir Antikahraman, Salieri Kompleksi ve Vasatlığın Trajedisi

İlk bakışta dizinin “kötü adamı” ya da “komik unsuru” gibi görünen Louis Litt, aslında serinin en derinlikli ve en trajik karakteridir. Eğer Harvey Specter, Tanrı vergisi yeteneğiyle Mozart ise; Louis Litt kesinlikle Antonio Salieri’dir. İlk 5 sezon boyunca Louis’in Harvey’e duyduğu kıskançlık, aslında derin bir hayranlığın ve kabul görme arzusunun yansımasıdır. Louis, hepimizin içindeki o onaylanma arzusunun vücut bulmuş halidir. Louis, Harvey için şu sözleri söyler:
“You’re the man, Harvey. You’re the man.”
Louis, çok çalışmanın temsilcisidir. Harvey ise doğuştan yeteneğin. Felsefi olarak bu çatışma, Salieri ve Mozart çatışmasına benzer. Louis ne kadar çalışırsa çalışsın, Harvey’in sahip olduğu o doğal karizmaya ve “cool” imaja asla erişemez. Bu durum Louis’i hırçınlaştırır, hatalar yaptırır ve onu dizinin en öngörülemez karakteri yapar. “Bana neden saygı duymuyorsun Harvey? Ben de senin gibiyim!” der.
Louis’in dramı, ne kadar çalışırsa çalışsın, Harvey’in doğuştan sahip olduğu o “şeytan tüyü”ne asla erişemeyeceğini bilmesidir. Bu aşağılık kompleksi, onu tehlikeli birine dönüştürür. Ancak Louis’in, Mike’ın sırrını öğrendiği o ikonik sahne (Sezon 4, Bölüm 10), dizinin dönüm noktalarından biridir.
Louis; o ana kadar sadece bir piyonken, sırrı öğrenerek bir anda vezire dönüşür ve ismini kapıya (Name Partner) yazdırır. Bu, “bilginin güç olduğu” gerçeğinin en sert kanıtıdır. Bize Machiavelli’nin şu dersini hatırlatır: Güç verilmez, alınır ve bazen onu almak için şeytanla (kendi karanlık tarafınla) pazarlık yapman gerekir.
-Donna Paulsen: Şirketin Gölge CEO’su, Duygusal Zekanın Zaferi


Donna karakteri, 2010’lu yılların dizi dünyasına “Güçlü Kadın Sekreter” klişesini yıkarak girmiştir. Testosteron yüklü bu dünyada, Donna Paulsen bir sekreterden çok daha fazlasıdır; o firmanın vicdanı, hafızası ve görünmez CEO’sudur. Harvey bir Problem Çözücüdür (Logos), Donna ise İnsan Okuyucudur (Pathos). Harvey, bir davanın hukuki açıklarını bulurken, Donna o davanın taraflarının ne hissettiğini, ne sakladığını ve neyden korktuğunu bilir.
Donna’nın Harvey ile olan “Biz neyiz?” gerilimi (Will they, won’t they), ilk 5 sezonun duygusal omurgasını oluşturur. Donna’nın “I’m Donna” repliği, özgüvenin vücut bulmuş halidir. Narsisizm gibi dursa da, aslında bir öz farkındalık zirvesidir. Kendi değerini bilen ve bunu eril bir dünyada pazarlık konusu yapmayan bir kadının duruşudur.
O, Harvey’in zırhındaki tek çatlaktır. Mike hapse girme sürecine yaklaşırken, Donna’nın yaşadığı vicdan muhasebesi ve Harvey’i koruma içgüdüsü, dizinin duygusal derinliğini arttıran en önemli unsurdur. Suits’in ilk döneminde Donna’nın varlığı, Harvey’in tamamen robotlaşmasını engelleyen tek unsurdur.
-Yalanın Sürdürülemez Ağırlığı: Kant, Faydacılık ve Mike’ın Seçimi
Gelelim bu “Golden Era”nın (Altın Çağ) çöküşüne. Bir yalan ne kadar sürdürülebilir?
Suits, 5 sezon boyunca bize Mike Ross’un zekasıyla her türlü badireyi atlatabileceğini inandırdı. Trevor öğrendi, susturdular. Jessica öğrendi, kabullendi. Rachel öğrendi, aşık oldu. Louis öğrendi, ortaklıkla satın alındı.
Ancak Sezon 5, dizinin tonunun tamamen değiştiği yerdir. Artık eğlenceli “haftanın davası” bölümleri bitmiş, yerini boğucu bir “hayatta kalma savaşı” almıştır. Savcı Anita Gibbs sahneye çıktığında, Harvey ve Mike ilk kez rüşvetle, şantajla ya da zekayla alt edemeyecekleri bir düşmanla karşılaşırlar: Gerçek, Mutlak Gerçek.

Felsefi olarak burada Faydacılık (Utilitarianism) ile Ödev Ahlakı (Deontology) çarpışır:
Harvey’in Bakışı (Faydacılık): Mike harika bir avukat mı? Evet. İnsanlara yardım ediyor mu? Evet. O zaman diplomasının olmaması sadece bürokratik bir detaydır. Sonuç yani fayda, aracı meşru kılar.
Anita Gibbs’in Bakışı (Ödev Ahlakı): Kurallar herkes içindir. Eğer herkes canı istediğinde avukatçılık oynarsa, hukuk sistemi çöker. Eylem (yalan söylemek) kendi içinde yanlıştır, sonuçları ne kadar iyi olursa olsun.
Sezon 5 finalinde Mike’ın yaptığı seçim, karakter gelişiminin zirvesidir. Harvey, onu kurtarmak için her şeyi yapmaya hatta kendini feda etmeye hazırken, Mike ilk kez “kendi” kararını verir.
-Mike Neden teslim oldu?
Çünkü Mike, bu yalanın sadece kendisine değil, sevdiği herkese (Harvey, Rachel, Donna, Louis) zarar verdiğini fark etti.
Kefaret: Mike’ın hapse girmeyi kabul etmesi, onun “dolandırıcı” kimliğinden sıyrılıp “gerçek bir adam” olma yolundaki ilk adımıydı. Harvey’i kurtarmak için kendini feda etmesi, pilot bölümdeki bencil çocuktan ne kadar uzaklaştığını gösterdi. Mike’ın mahkeme salonundan kelepçeli çıkışı, dizinin o ana kadarki “Biz yenilmeziz” illüzyonunun yıkıldığı andır.

Icarus, Güneş’e yani zirveye çok yaklaşmış ve balmumu kanatları erimiştir.
-Bir Devrin Sonu: Takım Elbisenin İçindeki İnsan
Mike Ross’un elleri kelepçeli bir şekilde hapishaneye doğru yürümesiyle, Suits’in ilk dönemi kapanır. O eğlenceli, “biz yenilmeziz” havaları biter. Cam ofislerin ışıltısı yerini demir parmaklıkların soğukluğuna bırakır.
Mike Ross hapishaneye girerken, Pearson Specter Litt ofisi bomboş kalmıştır. O görkemli ofisler, çalışanların kaçıştığı bir hayalet gemiye dönmüştür.

Bu görüntü, The Great Gatsby vari bir hüzün taşır: Parti bitti, ışıklar yandı ve şimdi herkes kendi enkazıyla baş başa.
-Sonuç:
Bu ilk 5 sezon; hırsın, sadakatin ve bedel ödemenin muazzam bir portresidir. Bize şunu öğretir:
En pahalı takım elbiseyi de giyseniz, en iyi ofiste de otursanız, geçmişinizden ve gerçeklerden asla kaçamazsınız.
Suits’in ilk 5 sezonu, modern bir güç masalıdır. Bize, doğru kıyafeti giyersek, doğru yürürsek ve yeterince hızlı konuşursak dünyanın ayaklarımıza serileceğini vadetti ve biz buna inandık. Harvey Specter gibi doğuştan başarılı olmak, Mike Ross gibi kestirmeden zirveye çıkmak istedik. Ancak finalde dizi bize acı bir gerçeği hatırlattı:
Yalanlar, üzerine gökdelenler inşa edebileceğiniz sağlam temeller değildir. Eninde sonunda o cam kuleler sallanır.
-Sırada Ne Var?
Peki, Mike hapisteyken Harvey nasıl ayakta kalacak? Firma bu skandalı atlatabilecek mi? Ve en önemlisi, Mike Ross bir daha avukatlık yapabilecek mi? Bir sonraki yazımızda, dizinin en karanlık ama en umut dolu dönemi olan “Kefaret Çağı”na (Sezon 6 ve 7) odaklanacağız.
Umarım takımlarınızı giymişsinizdir çünkü asıl dava şimdi başlıyor: Suits Dosyası #2: Kefaret
Kaynaklar:
-[Karakter profilleri, alıntılar ve sahne referansları]: imdb.com
-[Görsel Estetik Analizler ve Bölüm Puanları]: rottentomatoes.com

Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.