Sınıf Savaşı ve Kültürel Sermayenin Sefaleti
Sanat kimin içindir? Sadece, soyadı “doğru” olanların mı? Yoksa kanalizasyondan çıkanların da o sofrada yeri var mı? Brad Bird’ün 2007 yapımı Ratatouille filmini, sadece yemek yapan bir farenin masalı sanıyorsanız, çok büyük bir yanılgı içindesiniz. Bu film, Pierre Bourdieu’nün sınıf teorilerinin ve Marx’ın fabrika eleştirisinin, Disney maskesi takmış halidir. “Herkes yemek yapabilir” sloganı, gerçekten demokratik bir vaat mi, yoksa aristokratik bir yalan mı? Bugün Gusteau’nun mutfağına, ön kapıdan değil, lağımdan gireceğiz. Şef şapkalarınızı takın ve kimliğinizi gizleyin. NetMuhabbet başlıyor.
-Ratatouille Nedir?
Sinema tarihinin en başarılı “Truva Atı” hangisidir diye sorsanız, cevabım tartışmasız Ratatouille olur. Dışarıdan bakıldığında; rengarenk Paris manzaraları, sevimli bir fare ve ağız sulandıran yemeklerle dolu bir çocuk filmidir. Ancak o tahta atın kapılarını açtığınızda, içinden elinde sihirli değnek tutan bir Disney perisi değil; elinde Ayrım (Distinction) kitabıyla Fransız sosyolog Pierre Bourdieu, Das Kapital ile Karl Marx ve estetik yargısıyla Immanuel Kant çıkar.
Ratatouille, “hayallerinin peşinden git” diyen liberal bir başarı öyküsü değildir. Aksine, yeteneğin doğuştan mı geldiği, sonradan mı kazanıldığı; sanatın “elitlere” mi yoksa “halka” mı ait olduğu kavgasının verildiği kanlı bir savaş alanıdır.
Filmin ana sloganı olan “Herkes yemek yapabilir” (Anyone can cook), aslında demokratik bir çağrı değil, modern meritokrasinin (liyakat düzeninin) en büyük illüzyonudur. Çünkü film bize şunu acımasızca gösterir: Herkes yemek yapabilir ama herkesin yemeği yenmez.
-Habitus, Damak Tadı ve “Sınıf Haini” Bir Fare
Pierre Bourdieu, “Habitus” kavramıyla; bireyin içinde büyüdüğü sınıfın, onun zevklerini, yürüyüşünü ve dünyaya bakışını nasıl şekillendirdiğini anlatır. İşçi sınıfı çocuğu futbol sever, aristokrat çocuğu opera sever. Bu genetik bir kodlama değil, toplumsal bir inşadır. Zevkler, sınıfsal birer hapishanedir.

Filmin ana karakteri Remy, sosyolojik bir anomalidir, bir “hata”dır. O bir faredir. Toplumun en alt tabakası, lümpen-proletaryası… Çöple beslenen, kanalizasyonda yaşayan, insanlar tarafından tiksinilen ve yok edilmesi gereken “öteki”dir. Remy’nin babası Django, “Biz fareyiz, biz çöp yeriz” derken, aslında sınıfının kaderini kabullenmiş muhafazakar bir babayı temsil eder. Ona göre gıda, sadece “yakıt”tır. Hayatta kalmak içindir.
Ancak Remy, bir sınıf hainidir. Onun ruhu ve damak tadı, bir Fransız aristokratına aittir. Remy’nin durumu, tıpkı daha önce Toplumun Karanlık Yüzü: Zootopia bahsettiğimiz Judy Hopps karakteri gibi, toplumun ona biçtiği biyolojik rolü (fare=çöpçü) reddetmesidir.

Bir çileği peynirle eşleştirdiğinde havai fişekler gören bu fare, Bourdieu’nün bahsettiği “Kültürel Sermaye”ye (bilgi, görgü, rafine zevk) sonuna kadar sahiptir. Ancak “Sosyal Sermaye”si (statü, çevre) ve “Sembolik Sermaye”si (insan bedeni) sıfırdır.
Remy’nin trajedisi buradadır: O, Beethoven’ın yeteneğine sahip ama bir hamam böceğinin bedenine hapsolmuş bir ruh gibidir. Ait olduğu sınıf yani fareler onu züppe bulur, girmek istediği sınıf olan insanlar ise onu haşere olarak görür. Remy, Araf’tadır.
-Linguini ve Simülasyonun Gücü
Eğer Remy “Yetenekli ama Yanlış Beden” ise, Alfredo Linguini “Yeteneksiz ama Doğru Beden”dir. Linguini, efsanevi Şef Gusteau’nun gayrimeşru oğludur.

Yani genetik mirasa ve soyadına sahiptir. Ancak yeteneksiz, sakar ve vizyonsuzdur. Buna rağmen mutfak ekibi ve toplum, Linguini’yi şef olarak kabul etmeye dünden razıdır. Neden? Çünkü o insandır. “Formu” uygundur.
Remy ve Linguini’nin kurduğu ortaklık, aslında bir “Sibernetik Organizma” (Cyborg) yaratımıdır.
- Remy: Beyin / Yazılım / Sanat
- Linguini: Beden / Donanım / Arayüz
Buradaki toplumsal eleştiri çok serttir: İnsanlık, dahi bir farenin yaptığı yemeği yemektense; fare tarafından saçları çekilerek yönetilen aptal bir insanı alkışlamayı tercih eder. Çünkü toplum, görüntüye (Simülasyona) tapar. Jean Baudrillard’ın dediği gibi, gerçeğin kendisi (yemeği yapanın fare olduğu) o kadar korkunçtur ki, toplum bu gerçeği örtmek için Linguini simülasyonuna sarılır. Linguini, sistemin vitrin mankenidir; Remy ise o vitrinin arkasındaki sömürülen emekçidir.
-Mutfak Bir Sanat Atölyesi Değil, Bir Fabrikadır
Gusteau’nun mutfağı, dışarıdan romantik görünse de, içeriden bakıldığında Marx’ın tarif ettiği “Fabrika”nın ve Michel Foucault’nun “Disipliner Toplum”unun mükemmel örneğidir.
Mutfak hiyerarşisi (Tugay Sistemi / Brigade de Cuisine), tamamen askeridir. Şef, Sous-şef, Şef dö Partie, Komiler… herkesin yeri, görevi ve duracağı santimetrekare bellidir. Colette karakteri, bu sistemin en sadık askeridir. Kurallara uyar, tarifi asla değiştirmez, emirlere itaat eder. Colette için yemek yapmak bir “Sanat” değil, bir “Prosedür”dür.

Remy mutfağa girdiğinde, sadece hijyen kurallarını değil, bu faşizan hiyerarşiyi de bozar. Kaynayan çorbaya müdahale etmesi, Marksist terminolojide “İşçinin üretim aracına el koymasıdır.” Remy, tarifi (kanunu) değiştirerek, mutfağın katı düzenine anarşist bir dokunuş yapar.
Filmin kötü adamı Şef Skinner ise, sanatı metalaştıran vahşi kapitalisttir. Gusteau öldükten sonra onun ismini ve yüzünü dondurulmuş gıdalara (Burrito, Pizza) satarak, “sanatı” seri üretime kurban eder. Skinner için lezzet önemli değildir, kâr marjı önemlidir. Remy’nin savaşı, sadece fare olduğu için değil; aynı zamanda “Zanaat”ı (Craft), “Sanayi”ye (Industry) karşı savunduğu için devrimcidir.

-Anton Ego ve “Proust Anı” (Sublime)
Filmin zirve noktası, korkunç yemek eleştirmeni Anton Ego’nun restorana geldiği andır. Ego, Kant’ın “Yüce” (Sublime) dediği estetik yargının bekçisidir. O, neyin sanat olup neyin çöp olduğuna karar veren Tanrı-Kral’dır. Odası bir tabut şeklindedir, çünkü o yaşayan bir ölüdür; zevk almayı unutmuş, sadece yargılayan bir akıl.

Remy ona ne pişirir? Ratatouille. Bu, felsefi bir meydan okumadır. Ratatouille, bir “köylü yemeğidir”. Malzemeleri ucuzdur (kabak, patlıcan, domates), yapımı basittir. Bir krala, köylü yemeği sunmak…

Ego ilk lokmayı aldığında, Marcel Proust’un Kayıp Zamanın İzinde romanındaki o meşhur “Madeleine Keki” anını yaşar. Lezzet, onu bir anda entelektüel kibrinden soyundurup çocukluğuna, annesinin mutfağına götürür.

Kalemi elinden düşer. Çünkü Sanat, aklı yenmiş ve doğrudan “Duyguya” hitap etmiştir. Ego o an anlar ki; “yüksek sanat” (Haute Cuisine) ile “halk sanatı” (Ratatouille) arasındaki duvar yapaydır. Gerçek sanat, statüde değil, samimiyettedir.
-Liyakat Yalanının Çöküşü
Filmin sonunda Anton Ego, kariyerini bitirecek o meşhur eleştirisini yazar ve Gusteau’nun sloganını düzeltir:
“Geçmişte Şef Gusteau’nun o meşhur sloganını “Herkes yemek yapabilir” küçümserdim. Ama şu an, ne demek istediğini anlıyorum: Herkes büyük bir sanatçı olamaz; ama büyük bir sanatçı, her yerden çıkabilir.”
Bu cümle, filmin en dürüst ve acımasız anıdır. Disney’in alışık olduğumuz “Sen özelsin, istersen her şeyi başarırsın” yalanını reddeder. Hayır, herkes şef olamaz. Linguini olamadı mesela, garson oldu. Yeteneği yoktu ve zorlamadı. Ama bir kanalizasyon faresi, Paris’in en iyi şefi olabilir.
Film bize “Fırsat Eşitliği” (her yerden çıkabilmek) ile “Sonuç Eşitliği” (herkesin yapabilmesi) arasındaki farkı öğretir. Meritokrasi (Liyakat), herkesin aynı bitiş çizgisinde olması demek değildir; herkesin aynı başlangıç çizgisinden başlayabilme hakkıdır.
-Sonuç: Tavan Arasındaki Yeraltı Lokantası
Ratatouille, “mutlu son” ile bitse de, bu bir Disney mutluluğu değildir. Realist bir sondur. Restoran kapanır (fareler yüzünden hijyen departmanı kapatır). Gusteau’nun efsanesi biter. Skinner işsiz kalır. Peki ne olur? Remy, kendi mekanını açar. Ama devasa tabelalı lüks bir restoran değildir bu. “La Ratatouille” adında, sadece bilenlerin geldiği, samimi bir bistrodur. Fareler, tavan arasında kendilerine ait gizli bir bölümde yemek yerler.

Remy, sistemi tamamen değiştirememiştir. İnsanlar ve fareler hala tam olarak eşit değildir. Ama kendine “Yeraltında” (Underground) özgür bir alan yaratmıştır. Bu, bizim hikayemizdir. Belki Dünya’yı, o koca “Skinner”ların yönettiği sistemi değiştiremeyiz. Ama kendi “tavan aramızda”, kendi kurallarımızla, kendi sanatımızı ve fikrimizi icra edebiliriz.
Yetenek, soyadınızda (Linguini) veya türünüzde (İnsan/Fare) değil; tutkunuzdadır. Ancak toplum, yeteneği değil, ambalajı sever. Eğer siz de kendinizi “yanlış bedene hapsolmuş” veya “yanlış yerde doğmuş” bir dahi gibi hissediyorsanız; Remy’nin yolundan gidin. Şapkanın altına saklanın, ipleri elinize alın ve ne olursa olsun, o çorbayı düzeltin. Çünkü Dünya vasatlıkla dolu ve o tencerenin karıştırılmaya ihtiyacı var.
Kaynaklar:
-[Kant ve Estetik Yargı]: plato.stanford.edu
-[Marx ve Yabancılaşma]: plato.stanford.edu
-[Proust Anı]: plato.stanford.edu

Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.