Güzellik Faşizmi ve Disney’e Atılan 60 Milyon Dolarlık Tokat
Bir filmin açılış sahnesi, o filmin ruhudur. Disney filmleri genellikle gökyüzünde süzülen ışıltılı bir şato, açılan görkemli bir kitap ve orkestral bir müzikle başlar. Shrek ise bir tuvalet sesiyle başlar. Dev Shrek; o klasik masal kitabından bir sayfayı yırtar, poposunu siler ve sifonu çeker. Bu hareket, sadece tuvalet mizahı değildir. Bu, Hollywood’un en büyük animasyon stüdyosu DreamWorks’ün, rakibi Disney’e gönderdiği “Sizin o steril, yalan dolu, kusursuz masallarınızın içine ediyoruz” mesajıdır.
Çoğumuz Shrek’i eğlenceli bir macera sandık. Oysa bu film, yapımcısı Jeffrey Katzenberg’ün kişisel intikam planı, Theodor Adorno’nun “Kültür Endüstrisi” eleştirisi ve güzellik faşizmine karşı felsefi bir başkaldırıdır. Gelin, o soğan katmanlarını tek tek soyalım. Dikkat edin gözleriniz biraz yaşarabilir.
-Büyük İntikam: Katzenberg vs. Disney
Bu filmi anlamak için önce, arkasındaki kurumsal nefreti anlamalısınız. Jeffrey Katzenberg, 1984-1994 yılları arasında Disney’in başındaydı. Aslan Kral, Güzel ve Çirkin, Alaaddin gibi efsaneleri o yönetti. Disney’i iflastan kurtaran adamdı. Ancak patronu (CEO) Michael Eisner ile arası bozuldu ve Katzenberg, aşağılayıcı bir şekilde kovuldu.
Katzenberg kovulmasının ardından Steven Spielberg ile birlikte DreamWorks’ü kurdu. Amacı netti: Disney’in temsil ettiği her şeyi yok etmek. Disney ne yapıyordu? Güzel prensesler, yakışıklı prensler, şarkı söyleyen sevimli hayvanlar. Katzenberg ne yaptı? Osuran bir prenses, çirkin bir dev ve susmak bilmeyen sinir bozucu bir eşek.
-Lord Farquaad Kimdir?

Filmin kötü adamı Lord Farquaad’a dikkatli bakın. Kısa boylu, narsist, kontrol manyağı ve devasa bir kalede yaşıyor. Bu karakter, Disney CEO’su Michael Eisner’ın karikatürize edilmiş halidir. Eisner gerçekte uzun boyluydu ama Katzenberg, onunla “Küçük adam sendromu var” diyerek dalga geçmek için Farquaad’ı kısa çizdirmiştir. Hatta “Farquaad” isminin telaffuzu, İngilizce’deki “Fckwad”* (Aşağılık herif) hakaretine bilerek benzetilmiştir.
-Duloc Şehri Aslında Neresi?


Farquaad’ın kurduğu o tertemiz, herkesin yapay bir şekilde gülümsediği, turnikelerle girilen, maskotların şarkı söylediği Duloc şehri… Tanıdık geldi mi? Orası Disneyland’in ta kendisidir. Filmde Duloc’a girildiğinde çalan “Welcome to Duloc” şarkısı, Disneyland’in meşhur ve beyin yıkayıcı “It’s a Small World” şarkısının parodisidir. Katzenberg, Disney parklarını; “Kusursuz görünen ama ruhsuz, faşizan bir mutluluk kampı” olarak resmeder.
-Güzellik Terörü ve Platonik İdealizm
Klasik masallarda ve Disney filmlerinde değişmez bir kural vardır: “Güzel olan iyidir, çirkin olan kötüdür.” (Kalokagathia ilkesi). Pamuk Prenses iyidir çünkü güzeldir. Cadı kötüdür çünkü çirkindir. Bu, çocukların bilinçaltına tehlikeli bir mesaj işler: “Eğer güzel değilsen, mutlu sonu hak etmiyorsun.”
Shrek, bu Platonik idealizmi yerle bir eder. Filmin en büyük şoku, Prenses Fiona’nın lanetidir: Klasik masalda beklenen son nedir? Prensesin öpülüp “sürekli insan (güzel)” kalmasıdır. Ama Shrek’in sonunda ne olur? Fiona, gerçek aşkın öpücüğünü alır ve kalıcı olarak bir deve dönüşür.
Bu, animasyon tarihinin en radikal anıdır. Film, “Güzellik bir ödüldür” klişesini çöpe atar ve “Olduğun halinle güzelsin” felsefesini getirir. Fiona, insan formundayken yani Disney Prensesi halindeyken mutsuzdur, gergindir ve rol yapar. Dev formundayken ise geğirir, rahattır ve kendisidir. Shrek, bize “Güzel”in toplumsal bir dayatma, “Çirkin”in ise özgürlük olduğunu fısıldar.
-Jacques Derrida ve Masalların “Yapısökümü”
Fransız filozof Jacques Derrida, “Yapısöküm” (Deconstruction) kavramıyla; metinlerin içindeki gizli hiyerarşileri ve çelişkileri ortaya çıkarmayı hedefler. Shrek, tam anlamıyla bir yapısöküm filmidir.
-Prens Charming (Beyaz Atlı Prens):

İkinci filmde gördüğümüz Prens, narsist, annesinin kuzusu ve beceriksiz biridir. Kahramanlık bir “soyluluk” değil, bir pazarlama ürünüdür.
-İyilik Perisi (Fairy Godmother):

Masalların o tonton teyzesi, burada acımasız bir CEO’dur. Mutluluk, iksir, aşk… Bunların hepsi onun fabrikasında üretilen ve satılan ticari ürünlerdir. İyilik Perisi, hayalleri gerçekleştiren biri değil, **”Mutluluk Endüstrisi”**ni yöneten bir kapitalisttir.
-Kurtarılma Sahnesi: Shrek, Fiona’yı kurtarmaya gittiğinde onu sarsarak uyandırır. Romantizm yoktur, “Hadi gidiyoruz” pragmatizmi vardır. Fiona, “Beni kucağına alıp, pencereden atının sırtına indirmen ve bana romantik bir şiir okuman gerekirdi” diye şikayet eder. Shrek ise “Merdivenleri kullanacağız, senaryon yanlış” dercesine onu çuval gibi sürükler.
Film, izleyiciye şunu sorar: “Siz hayattan ne bekliyorsunuz? Kendi hikayenizi mi, yoksa size Hollywood tarafından dayatılan senaryoyu mu?”
-Eşek ve Ejderha: Biyolojik Anarşi ve “Bard” Efsanesi
Disney masallarında aşkın kuralları bellidir: Prens prensesi bulur, aslan aslanı bulur, leydi köpeği bulur. “Denklik” esastır. Biyoloji ve estetik uyum kutsaldır.
Ama Shrek, bu kuralı alır ve paramparça eder. Filmin en absürt, en rahatsız edici ama bir o kadar da kabul gören ilişkisi; Eşek (Donkey) ve Ejderha (Dragon) arasındadır. Bir tarafta besin zincirinin en altındaki bir av (Eşek), diğer tarafta en tepesindeki avcı (Ejderha). Normalde Ejderha’nın Eşek’i yemesi gerekirken, Shrek evreninde ona aşık olur.

Bu, modern internet kültüründe ve Dungeons & Dragons (FRP) oyunlarında sıkça dalga geçilen “The Bard” (Ozan) memesinin atasıdır. Eşek, “karizmasıyla” (veya çenesiyle) en büyük canavarı bile tavlayan o karaktere dönüşür.
Eşderhalar (Dronkeys) filmin sonunda ve devam filmlerinde gördüğümüz o uçan, ateş püskürten eşek yavruları; Disney’in “safkanlık” ve “soyluluk” takıntısına bir saldırıdır. Disney prensesleri “mükemmel genetiği” temsil ederken; Eşek ve Ejderha’nın çocukları “Melezliği” (Hybridity) ve kaosu temsil eder. Bu çocuklar biyolojik birer ucubedir ama film onları bize Dünya’nın en tatlı şeyi olarak sunar.
Shrek, bize şunu gösterir: Aşk sadece “güzel” insanlar veya “denk” olanlar arasında olmaz. Aşk; bazen bir eşekle bir ejderha kadar uyumsuz, mantıksız ve kaotiktir. Ve bu kaos, Disney’in steril düzeninden çok daha eğlencelidir.
-Bataklık Felsefesi ve “Gölge” ile Barışmak
Shrek’in sürekli tekrarladığı o replik: “Bataklığımdan defolun!” Bu sadece bir öfke nöbeti değildir. Bu, Alman filozof Martin Heidegger’in “Otantiklik” (Authenticity) arayışıdır. Toplum (köylüler, askerler, masal kahramanları), Shrek’i sürekli bir kalıba sokmaya çalışır. Ondan korkarlar, onu kovarlar veya onu “eğlendirmesini” isterler.
Shrek’in yaşadığı bu dışlanma, aslında toplumun “uygunsuz” bedenlere karşı duyduğu tahammülsüzlüğün özetidir. Tıpkı Gusteau’nun Büyük Yalanı: Ratatouille yazımızda bahsettiğimiz Remy’nin bir fare olduğu için mutfaktan kovulması gibi; Shrek de sadece çirkin olduğu için krallıktan kovulur. İkisi de toplumun gözünde istenmeyen ötekidir.
Shrek’in bataklığı, Carl Jung’un “Gölge” (Shadow) arketipidir. Bataklık; karanlıktır, pistir, toplumun iğrenç bulduğu her şey oradadır. Ama Shrek orada huzurludur. Modern insan yani biz, “Plaza Bataklıklarında” yaşarız ama oraya “Residence” deriz. Shrek ise dürüsttür. O, kendi karanlığıyla, gazıyla ve çamuruyla barışık bir Stoacıdır. Shrek’in yolculuğu, bir canavarın prense dönüşmesi değildir; bir canavarın, canavar olduğu için sevilmeyi öğrenmesidir.
-Shrek 2 ve “Sonsuza Dek Mutlu” İksiri
Serinin ikinci filmi, eleştiriyi bir üst seviyeye taşır. Shrek, Fiona’nın ailesi (toplum/soylular) tarafından kabul görmeyince, değişmeye karar verir. İyilik Perisi’nin fabrikasına girer ve “Happily Ever After” (Sonsuza Dek Mutlu) iksirini çalar.
Bu iksir içildiğinde, Shrek yakışıklı bir adama dönüşür. Bu, modern çağın “Kozmetik ve Antidepresan” eleştirisidir. Toplum bize der ki: “Eğer mutsuzsan, burnunu yaptır. Eğer hala mutsuzsan, şu hapı yut.” İyilik Perisi’nin fabrikası, milyar dolarlık güzellik ve ilaç endüstrisidir.

Shrek bu iksiri içtiğinde “güzel” olur ama “kendisi” olmaktan çıkar. Fiona, yakışıklı Shrek’i gördüğünde onu tanıyamaz. Çünkü aşk, surete değil, öze aittir.
Filmin sonunda Shrek’in o “yakışıklı” halinden vazgeçip tekrar yeşil, şişman ve koca kulaklı haline dönmesi; Instagram filtrelerinin, estetik ameliyatların ve “en iyi versiyonun ol” saçmalığının suratına atılmış en sert tokattır.
-Sonuç: Soğanlar ve Katmanlar
Shrek, filmin başında eşeğe ne diyordu? “Devler soğan gibidir. Katmanları vardır.” Bu film de öyle. En üst katmanda; çocuklar için komik, gaz çıkaran bir dev hikayesi var. Bir alt katmanda; Disney masallarına yapılmış zekice bir parodi var. En derin katmanda ise; Jeffrey Katzenberg’ün, “Beni kovdunuz çünkü ben sizin o plastik kalıplarınıza sığmadım, ama ben kendi bataklığımda kral olacağım” diyen haykırışı var.
Bugün Shrek, Disney’in çoğu Prensli filminden daha fazla seviliyor. Çünkü Disney bize olmamız gereken imkansız kişiyi sattı. Shrek ise bize olduğumuz kişiyle barışmayı öğretti.
Belki de hepimizin ihtiyacı olan şey beyaz atlı bir prens değil; bizi çamurlu halimizle, sabahki dağınık saçımızla ve en huysuz anımızla sevecek bir devdir. Ve eğer birisi size “Masallardaki gibi ol” derse, ona Shrek’in o efsanevi açılışını hatırlatın: Sifonu çekin.

Kaynaklar:
-[Katz’ın İntikamı]: www.theguardian.com
-[Shrek’in Sosyolojik Etkisi]: medium.com
-[Kültür Endüstrisi (İyilik Perisinin Fabrikası)]: plato.stanford.edu
-[Yapısöküm (Deconstruction) Kavramı]: www.britannica.com
-[Carl Jung ve Gölge Arketipi]: www.thesap.org.uk

Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.