Bir Efsanenin Doğuşu: Batman Begins

Nolan Batman’i Neden Özel

Batman markası özellikle 1990’lı yıllarda çekilen rezil filmlerin ardından bir daha toparlanamaz bir marka olarak görülüyordu. Tam da bu dönemlerde Warner Brothers, Christopher Nolan’a bir teklifte bulunur. Aslında bu dolaylı bir tekliftir. Warner Brothers, Nolan’ın eşi ile iletişim kurar çünkü Nolan’ın eşi prodüksiyon işlerini yapmaktadır. Eşi bu teklifi şakayla karışık bir şekilde kahvaltı sırasında Nolan’a söyler. Eşi şaşkına döner çünkü Nolan teklifi kabul eder. Teklife çok olumlu bakmaktadır hatta fikirlerinden bahsetmeye başlamıştır. Bu heves ile ilk film olan Batman Begins çekilecektir.

Nolan’a göre Batman filmi daha ciddi, daha gerçekçi, daha realist olmalıdır. Nolan kardeşlerin en çok işine yarayacak olan şey ise Batman hakkında çok materyal olması. Özellikle ilham aldıkları kaynaklar ilk film için “Batman: Year One” , “The Long Halloween” ve “The Man Who Falls” çizgi romanlarıydı. Serinin devam filmlerinde ise “The Dark Knight Returns” ve “The Killing Joke” çizgi romanları ilham kaynağı olarak alınacaktı. Böylelikle The Dark Knight üçlemesi planlanmaya başlandı.

Serinin ilk filmi The Batman Begins klasik bir origin (köken) hikayesidir. Bruce Wayne’in, Batman oluşunu ve suçla mücadelesini anlatır. Ancak bu filmin tüm seri boyunca sürecek temel bir felsefi alt metni vardır. Nolan’ın Batman üçlemesini diğer süper kahraman filmlerinden ayıracak olan her şeyden önce politik, felsefi ve sistem analiziyle eleştirisi içermesidir.

Çoğu Batman hikayesi gibi bu film de Wayne ailesinin öldürülmesi ile başlar ancak devamında yaşanacak olanlar farklıdır. Bruce; suçla, yargı sistemiyle ve her şeyden önce “adalet” kavramı ile sorun yaşamaktadır. Ailesini öldüren Joe Chill, yıllar sonra mafya lideri Carmine Falcone (Falkoni) aleyhine tanıklık etmesi karşılığında erken tahliye fırsatı yakalar.

-Bruce Wayne’in Sistemle Savaşı

Bu durum Bruce için bir kırılma noktasıdır. Mahkeme adil değildir, sistem adil değildir, hayat adil değildir. Bruce, adaleti kendi elleriyle sağlamak için Chill’i öldürmeye karar verir. Ancak mahkeme çıkışında, Falcone’nin bir tetikçisi Bruce’dan önce davranır ve Chill’i öldürür.

Bu olay üzerine çocukluk arkadaşı Rachel Dawes ile yaptığı konuşma, filmin ana fikrini belirler. Bruce, elini kirletmek zorunda kalmadığı için Falcone’ye teşekkür etmesi gerektiğini düşünürken Rachel ise adalet ve intikamın aynı şey olmadığını söyler. Rachel için amaç suçluyu hedef almak değil suça sebep olan nedenleri ortadan kaldırmaktır. Bruce’un planını öğrenince çok sinirlenir ve eğer babası hayatta olsaydı ondan utanacağını söyler.

Rachel, Falcone gibilerin sistemi etkisi altına aldığını ve sistemin onlara müdahale edemediğini söyler. Bruce bundan etkilenir ve Falcone’den hesap sormaya gider. Doğal olarak Falcone, Bruce Wayne’in söylediklerini umursamaz. Bruce’a kendi gücünü gösterir. Falcone için gerçek güç korkudur. Aslında bu sahnede Falcone istemeden Batman’i yaratacak olan o kıvılcımı ateşlemiştir.

-İnsan Neden Suç İşler?

Bruce Wayne bu olaydan sonra criminal olaylara saplantılı hale gelir. Dünya’yı gezmeye başlar. Kendisi de bu yolculuk sırasında suç işler çünkü suç işleyenlerin psikolojisini ve hayatlarını anlamak ister. Tek bir sorunun yanıtını arıyordur. İnsan neden suç işler?

Yolculuğu onu Çin’de bir hapishaneye ve nihayetinde Ra’s al Ghul ile tanışmaya götürür. Ra’s, Bruce’a “Gölgeler Birliği”nin (League of Shadows) de kötülükten nefret ettiğini ve gerçek adaletin peşinde olduklarını söyler. Bruce burada her türlü fiziksel ve zihinsel eğitimi alır. Ancak eğitimin sonunda Bruce ve Ra’s arasında derin bir felsefi çatışma ortaya çıkar: Adaletin tanımı.

-Onarıcı Adalet ve Cezalandırıcı Adalet

Film, bu noktada iki farklı adalet anlayışını önümüze serer:

Onarıcı adalet, suçun mağdurda sebep olduğu zararın giderilmesinin ve onarılmasının yanında suçlunun da suçunu kabul etmesini ve topluma kazandırılmasını amaçlayan adalet anlayışıdır. Suçu yaratan sebeplere odaklanır.

Cezalandırıcı adalet, direkt olarak cezalandırmak hatta mümkünse işlenen suçun aynısının suçluya karşı işlenmesinden yani temelde kısasa kısas anlayışından ortaya çıkar. Bu adalet anlayışına göre sosyal eşitliğin ve adaletin sağlanması için ceza zorunlu bir unsurdur.

Onarıcı adalet anlayışında sosyal adaletin sağlanmasının temin edilmesi için kullanılacak yöntem; fail, mağdur ve toplumun katılımı ile gerçekleştirilecek bir sosyal diyalog ve anlaşmadır. Yani bir tarafta suçun sebeplerine odaklanan diğer tarafta ise suçluya ve suça odaklanan bir bakış açısı vardır.

Ra’s al Ghul’a göre gerçek adalet, cezalandırıcı adalettir ancak ona göre bu eksik uygulanıyordur. Ona göre suçlular toplumun iyi niyetini suistimal etmektedir. Ra’s al Ghul’a göre cezalandırıcı adaletin ardında bir tür denge vardır. Ona göre adalet Newton’un 3. yasasına uymalıdır. Her etkiye karşılık eşit ve zıt bir tepki kuvveti olmalıdır. Fizikte bu yasa nasıl maddeler arasındaki etkileşimi belirleyen evrensel bir yasa ise aynı şekilde intikam davranışı da işlenen suça gösterilecek evrensel bir tepki olarak görülmelidir. Bu mantık deontolojik düşünceyi temel almaktadır. Yani suçu işleyen kişi, işlediği suç için cezalandırılmalıdır.

Ra’s al Ghul, ailesinin öldürülmesindeki suçlunun Bruce’un babası olduğunu söyler. Bu bakış açısına göre Bruce’un babası suçu önlemek ile yükümlüdür. Katil elbette suçludur ve öldürülmeyi hak etmiştir ancak Bruce’un babası da suça engel olamadığı için ölmeyi hak etmiştir. Ra’s al Ghul, eğitiminin sonunda Bruce’dan bir suçluyu infaz etmesini istediğinde ipler kopar. Bruce, cellat olmayı reddeder.

-Gotham’ın Kurtuluşu

Bruce, Gotham’a döndüğünde sistemin yapamadığını yapmaya karar verir: Bir sembol olmak. Bir insan etten ve kemikten ibarettir, öldürülebilir. Ancak bir sembol; çürümez, korkutulamaz ve yok edilemez. Suçlular polisten korkmuyordur ama Batman’den korkmaya başlarlar. Bruce, Falcone’nin ona öğrettiği “korku” gücünü, bu sefer suçlulara karşı kullanır. Hatta öyle ki şehre döndüğünde yaptığı ilk şeylerden biri Falcone’yi yakalayıp bir fenere bağlayarak hafızalara kazınan sembolünü gökyüzüne yansıtmak olur.

Bu noktada Ra’s al Ghul, Gotham’a gelir. Planı bütün şehri yok etmektir çünkü onun düşünce anlayışına göre bu çürümüş şehrin sorumlusu halktır. Suçluları cezalandırma ideolojisini al Ghul tüm şehre ve devlete uygulamak ister.

Batman yani Bruce Wayne’e göre ise suça sebep olan mafyaları ve iş adamlarını yakalayıp korku salarsa yani Falcone’nin ona farkındalığını kazandırdığı korkunun gücünü gösterirse kimse suç işlemeyecektir. Suç işlemekten korkacaklardır. Yani aslında Batman tam anlamıyla olmasa da onarıcı adaletin tarafındadır.

-Sırada Ne Var?

Filmin sonunda Batman şehri fiziksel olarak kurtarmış, Komiser Gordon ile birlikte sokakları temizlemeye başlamıştır. Ancak her şey daha yeni başlamaktadır. Maskeli bir kahraman, kaçınılmaz olarak maskeli manyakları da şehre çekecektir. Gordon’un Batman’e uzattığı “Joker” kartı, kaosun yaklaştığının habercisidir. İşte tam bu noktada, sinema tarihinin en iyi devam filmlerinden biri olan The Dark Knight başlar.

Kaynaklar:

[Orijinal Senaryo (Batman Begins – Script)]: assets.scriptslug.com

[Cezalandırıcı Adalet (Retributive Justice)]: plato.stanford.edu

[Onarıcı Adalet (Restorative Justice)]: law.wisc.edu

Comments

Bir yanıt yazın