Suits Dosyası #2: Kefaret

Demir Parmaklıklar ve Veda Senfonisi

Bir kapının kapanma sesi. Metalin metale çarparken çıkardığı o soğuk, yankılı gürültü.

Önceki yazımız olan Suits Dosyası #1: İlk Dava’dan da bildiğiniz gibi Suits’in ilk 5 sezonu boyunca duyduğumuz sesler başkaydı: Kristal bardakların tokuşturulması, pahalı İtalyan kösele ayakkabıların mermer zemindeki tıkırtısı, imzalanan milyon dolarlık çeklerin hışırtısı… Ancak 5. sezonun finalinde Mike Ross o hapishane kapısından içeri girdiğinde, sadece özgürlüğünü arkasında bırakmadı. Dizinin o “dokunulmaz” havasını, “biz her zaman kazanırız” kibrini ve Manhattan’ın zirvesindeki o steril fanusu da parçaladı.

Serimizin ikinci dosyasında; dizinin “Kefaret Çağı” (The Redemption Era) olarak adlandırabileceğimiz, Sezon 6 ve Sezon 7’yi masaya yatırıyoruz.

Burası, Suits’in bir avukatlık dizisi olmaktan çıkıp, bir karakter dramasına dönüştüğü yerdir. Artık soru “Yakalanacaklar mı?” değil. Artık soru çok daha varoluşsal: “Takım elbisenizi çıkardığınızda, geriye ne kalır?”

Hazırsanız, Danbury Federal Hapishanesi’ne ve hayalet kasabaya dönmüş Pearson Specter Litt ofisine giriş yapıyoruz.

-Düşüşün Estetiği: Smokinin Yerini Hapishane Tulumu Aldığında

Dizinin altıncı sezonu, görsel ve atmosferik olarak keskin bir tezatla açılır. Bir yanda Harvey’in hala bozulmamış gibi duran cam kulesi, diğer yanda Mike’ın daracık, gri ve klostrofobik hücresi.

Felsefi açıdan Mike’ın hapse girmesi, Dostoyevski vari bir arınma sürecidir. İlk 5 sezon boyunca Mike, olmadığı biri gibi davranarak var olmaya çalıştı. Sahte bir diploma, sahte bir özgüven, sahte bir kimlik. Hapishane, paradoksal bir şekilde Mike’ın “en gerçek” olduğu yerdir. Orada Harvard mezunu değildir, dahi değildir; sadece hayatta kalmaya çalışan bir mahkumdur.

Mike’ın hapishanedeki düşmanı Frank Gallo, senaryo matematiği açısından basit bir kötü adam gibi görünebilir. Ancak sembolik olarak Gallo, Harvey’in “geçmiş günahlarının” vücut bulmuş halidir. Harvey’in yıllar önce sisteme uygun oynamayarak hapse attırdığı bir adam, şimdi Harvey’in en değer verdiği kişilerden biri olan Mike’ı yok etmek istemektedir.

Bu, dizinin bize Karma yasasını hatırlatma şeklidir: Hiçbir zafer bedelsiz değildir. Harvey, Mike’ı kurtarmaya çalışırken aslında kendi geçmişiyle dövüşür.

Mike’ın bu süreçteki değişimi, dizinin omurgasını güçlendirir. O artık “Harvey’in zeki çırağı” değildir. Kendi kararlarını veren, hapishanede bile adaleti sağlamaya çalışan (hapishane arkadaşı Kevin Miller için yaptıkları gibi), bedel ödeyen bir adamdır. Kefaret, sadece ceza çekmek değil, değişimi kabullenmektir.

-Hayalet Gemi: Pearson Specter Litt ve Liderlik Krizi

Mike hapisteyken dışarıda ne oldu? Muazzam bir boşluk.
Dizinin 6. sezonunun başındaki o ikonik sahneyi hatırlayın: Harvey, Jessica ve Louis, devasa ofise girerler ve kimse yoktur. Sekreterler, stajyerler, ortaklar… Herkes gemiyi terk etmiştir. O şaşaalı ofisler, artık pahalı mobilyalarla dolu bir mezarlıktır.

Bu “Hayalet Gemi” atmosferi, Harvey Specter için en büyük sınavdır. Harvey bugüne kadar hep kazanan (The Closer) oldu ama hiç “lider” olmak zorunda kalmamıştı. Liderlik, sadece dava kazanmak değildir; insanları bir arada tutmak, vizyon koymak ve gemi batarken dümende kalmaktır.

Burada Jessica Pearson faktörü devreye girer. Jessica, bu dizinin tartışmasız kraliçesidir. Her krizde soğukkanlılığını koruyan, Harvey ve Louis gibi iki zor çocuğu idare eden anaç figürdür. Ancak 6. sezonun ortasında Jessica’nın “Ben artık bu değilim” diyerek firmayı terk edip Chicago’ya gitmesi, dizinin en büyük kırılma noktalarından biridir.

Jessica’nın gidişi, Harvey için bir büyüme zorunluluğudur. Freudyen bir okumayla, bu annenin evden ayrılmasıdır. Harvey artık sığınacak bir limana sahip değildir; o liman olmak zorundadır. Jessica’nın ofisindeki isminin duvardan söküldüğü an, Suits’in eski dünyasının tamamen bittiği andır.

-Donna Paulsen: “The Donna” ve Varoluşsal Sancılar

Kefaret çağı, sadece Mike ve Harvey için değil, Donna için de bir uyanış dönemidir. İlk dönemde “her şeyi bilen sekreter” olarak konumlanan Donna, bu dönemde artık daha fazlasını istemeye başlar.

Sezondaki o meşhur “COO (Chief Operating Officer)” olma talebi, aslında modern iş dünyasındaki kadınların cam tavanı kırma mücadelesinin bir yansımasıdır. Donna şunu sorar: “Bu şirketi ayakta tutan benim zekam ve sezgilerimse, neden sadece sekreter unvanıyla yetineyim?”

Harvey ile olan ilişkisi de bu dönemde boyut değiştirir. Artık sadece flörtöz bakışmalar yoktur; “The other time” (O diğer sefer) diye bahsettikleri geçmişin hayaletleri ve geleceğin belirsizliği vardır.

Donna’nın Harvey’i kıskandırmaya çalışması ya da Harvey’in terapi seansları, ikilinin birbirine olan bağımlılığının ne kadar derin ama bir o kadar da toksik olabileceğini gösterir. Donna, kendi kimliğini Harvey’den bağımsız olarak inşa etmeye çalışırken (kendi teknoloji girişimi “The Donna” gibi), aslında Harvey olmadan kim olduğu sorusuna yanıt aramaktadır.

-Louis Litt: Öfke, Aşk ve Kabul

Bu dönemin en ağır duygusal yükünü yine Louis Litt çeker. Louis, Jessica’nın gidişiyle sarsılır, Mike’ın dönüşüyle karmaşık duygular yaşar. Ancak bu dönemde Louis’in asıl sınavı “Aşk” ile olur.

Tara ile olan ilişkisi, Louis’in sevilmeye layık olmadığına dair inancını yıkar gibi olsa da, sonunda yine kalbi kırık bir adam bırakır geriye. Louis’in trajedisi, her zaman yeterli olmaya çalışması ama duygusal zekasının (EQ) onu yarı yolda bırakmasıdır.

Ancak 7. Sezonda Louis’in terapisti Dr. Lipschitz ile olan seansları, karakterin derinliğine inmemizi sağlar. Louis’in öfkesinin altında yatan o korkmuş çocukla tanışırız.

Harvey ile olan ilişkisi de “düşman kardeşler”den “silah arkadaşları”na evrilir. Harvey’in Jessica gittikten sonra Louis’e “Sana ihtiyacım var” demesi, Louis’in yıllardır duymak istediği cümledir. Louis, kefaretini “sadakat” ile öder.

-Meşruiyet Savaşı ve Duruşma

Mike hapisten çıkar, ama avukat değildir. Sadece bir danışmandır. Bu durum, Mike gibi bir yetenek için kanatsız bir kartal olmak gibidir.

Sezonun finaline doğru giden süreç, Mike’ın Baro’ya kabul edilme mücadelesidir. Bu, dizinin en heyecanlı hukuki savaşıdır çünkü bu sefer dava bir müvekkil değil, Mike’ın kendisidir.

Anita Gibbs’in Character and Fitness (Karakter ve Uygunluk) komitesinde Mike’ın karşısına dikilmesi, hikayenin çemberini tamamlar. Gibbs, “Hukuk kutsaldır ve sen onu kirlettin” tezini savunur.

Ancak burada sahneye çıkan Jessica Pearson, son bir “Deus Ex Machina” hamlesiyle Mike’ı kurtarır. Jessica’nın komite önündeki savunması, dizinin ana felsefesini özetler:

“Bazen merhamet, adaletten daha önemlidir. Bazen kurallar, doğru olanı yapmamızı engeller. Bu çocuk bir hata yaptı, bedelini ödedi. Şimdi ona yeteneğini kullanması için bir şans vermemek, topluma yapılacak asıl haksızlıktır.”

Mike’ın sonunda “resmi” bir avukat olduğu, diplomasını (sembolik olarak) duvara astığı an; izleyici için büyük bir katarsistir. O artık dolandırıcı değildir. O, bedelini ödemiş, cehennemden geçmiş ve geri dönmüş meşru bir savaşçıdır.

-Veda: Seattle’a Giden Yol ve Bir Devrin Sonu

Ve geldik vedaya…

Sezon 7 Finali, televizyon tarihinin en zarif “oyuncu ayrılıklarından” birine sahne oldu. Meghan Markle’ın kraliyet ailesine katılması ve Patrick J. Adams’ın diziden ayrılma kararı, senaristleri zorlu bir finale itti. Ancak sonuç kusursuzdu.

Mike ve Rachel’ın düğünü… Sadece romantik bir final değil, bir mezuniyet töreniydi.

-Neden Seattle?

Neden Fortune 500 şirketlerini bırakıp, mağdurları savunan bir hukuk bürosunu yönetmeye gittiler? Çünkü Mike Ross’un yolculuğu hiçbir zaman para olmadı. Pilot bölümde büyükannesi için uyuşturucu taşıyan o çocuk, her zaman güçsüzün yanında olmak istedi. Harvey’in dünyası (büyük şirketler, birleşmeler, köpekbalıkları) Mike’a bir şeyler öğretti ama Mike’ın ruhu oraya ait değildi.

Mike’ın Harvey’e vedası, Batman ve Robin’in ayrılığıydı. Mike artık Robin değildi. O, kendi şehrinin (Seattle) kahramanı olmak için Gotham’ı terk eden Nightwing’di. Harvey’e “Senin gibi olmak istemiyorum, ben kendim olmak istiyorum” demesi, bir usta için duyabileceği en gurur verici ama en hüzünlü sözdür. Çırak, ustasını aşmış ve kendi yoluna gitmiştir.

Sonuç: Kırık Parçalarla Yeniden İnşa Etmek

Suits’in 6. ve 7. sezonları, hayatın her zaman yükselişten ibaret olmadığını, bazen yere çakılıp parçaları tek tek toplamak gerektiğini anlattı bize.

-Mike, özgürlüğün ve dürüstlüğün kıymetini öğrendi.
-Harvey, Mike ve Jessica olmadan da ayakta durabileceğini, yalnızlığın bir kader olmadığını öğrendi.
-Louis, dostluğun kıskançlıktan güçlü olduğunu öğrendi.
-Rachel, babasının gölgesinden çıkıp kendi ışığını yarattı.

Bu dönem, dizinin duygusal zirvesiydi. Mike ve Rachel asansöre binip o kapılar kapandığında, izleyiciler olarak biliyorduk: Suits bir daha asla eskisi gibi olmayacak. Ana kadro dağıldı, aile parçalandı.

-Bizi Ne Bekliyor?

Peki, Harvey Specter bu boşlukla nasıl başa çıkacak? Ofisin adı yine değişecek mi? Ve New York’un en dişli avukatları, yanlarında Mike Ross’un “süper zekası” olmadan yeni düşmanlara ve belki de en büyük düşmanları olan kendi egolarına karşı nasıl savaşacak?

Bir sonraki yazımız olan Suits Dosyası #3: Son Duruşma‘da; dizinin “Miras Çağı”nı (Sezon 8 ve 9), Robert Zane’in girişini, Samantha Wheeler’ın getirdiği kaosu ve Harvey ile Donna’nın o beklenen sonunu konuşacağız.

Mendilleri hazırlayın çünkü son perde açılmak üzere.

Kaynaklar:

-[Karakter profilleri, alıntılar ve sahne referansları]: imdb.com

-[Görsel Estetik Analizler ve Bölüm Puanları]: rottentomatoes.com

Comments

Bir yanıt yazın