Philadelphia Deneyi: Görünmezlik, Işınlanma ve Propaganda

Bir Gemi, Mürettebatıyla Birlikte Nasıl Yok Oldu?

Tarih 1943. İkinci Dünya Savaşı tüm hızıyla sürüyor, dünya barut ve kan kokuyor. Atlantik Okyanusu, Nazi denizaltıları (U-Botlar) yüzünden müttefik gemileri için tam bir ölüm tuzağına dönüşmüş durumda.

Tam da bu dönemlerde iddiaya göre ABD Donanması, Philadelphia Deneyi adı verilen bir deney ile Einstein’ın karmaşık teorilerini kullanarak bir savaş gemisini (USS Eldridge) ışığı bükerek görünmez hale getirdi, hatta gemi yanlışlıkla ışınlandı!

Peki ya size; bu hikayenin aslında “kulaktan kulağa oynarken” yanlış anlaşılan teknik bir terimden ibaret olduğunu, işin içinde bir deli dahinin mektuplarının, Hollywood’un pazarlama dehasının ve Soğuk Savaş’ın kurnaz taktiklerinin olduğunu söylesem?

Bilim kurgu filmlerini aratmayan bu efsaneyi ve arkasındaki sıkıcı ama gerçek hikayeyi masaya yatırıyoruz.

-Yeşil Sis, Çığlıklar ve Duvarın İçindeki Adam

Efsaneyi biliyorsunuz ama hafızaları tazeleyip o günü biraz canlandıralım. İddiaya göre 28 Ekim 1943 günü, Philadelphia Donanma Tersanesi’nde demirli USS Eldridge (DE-173) destroyeri için tarihi bir andı. Güvertede devasa jeneratörler, etrafta koşuşturan beyaz önlüklü bilim insanları…

Emir verildi ve şalterler indirildi. Önce etrafı yeşil, yoğun, vızıldayan, ozon kokulu bir sis kapladı. Geminin hatları bulanıklaştı ve sonra bir anda koca destroyer, yüzlerce tonluk çeliğiyle birlikte ortadan kayboldu. Suyun üzerinde gemiden kalan tek şey, gövdesinin bıraktığı boşluktu.

Ama olay sadece optik bir “sihirbazlık” değildi. Gemi, saniyeler içinde 600 kilometre ötedeki Norfolk, Virginia askeri üssünde görüldü, orada birkaç dakika “maddi olarak” bulundu ve ardından tekrar Philadelphia’ya ışınlandı.

Ancak geri döndüğünde manzara, Stephen King romanlarından fırlamış gibiydi. Güvertedeki denizcilerin çoğu delirmişti, boşluğa bakıp kahkahalar atıyorlardı. Bazıları şiddetli mide bulantısıyla yerlerde kıvranıyordu. En korkuncu ve bu hikayeyi efsane yapan detay ise şuydu: Bazı askerlerin vücutları geminin çelik gövdesiyle kaynaşmıştı.

Moleküler yapılar birbirine geçmiş; kiminin eli küpeşteye gömülmüş, kiminin bacağı güverte zeminine hapsolmuş, canlı canlı metale monte edilmişlerdi.

Tüyler ürpertici, değil mi? İşte bu body horror (bedensel korku) detayları, olayı basit bir deneyden çıkarıp küresel bir korku efsanesine dönüştürdü.

-Hollywood’un “Yasaklı” Filmi ve VHS Kurnazlığı

Bu efsane yıllarca “bir arkadaşımın tanıdığı görmüş” seviyesinde ciddiyetsiz ve önemsiz bir şekilde dolaştı. Ancak bombanın pimi 1984 yılında çekildi. “The Philadelphia Experiment” filmi vizyona girecekti ama yapımcıların elinde filmden daha büyük bir hikaye vardı.

Yapımcı firma, o dönem için dahiyane bir pazarlama stratejisiyle ortaya çıktı: ABD Hükümeti ve Pentagon, bu filmin gösterilmesini engellemeye çalışıyor!

Söylentiye göre senaryo gerçeklere o kadar yakındı ki, devlet “sırlarımız ifşa oluyor” korkusuyla filmin sinemalarda gösterilmesini yasaklamaya çalışmıştı. Peki yapımcılar ne yaptı? “Madem sinemada yasak, biz de salonları pas geçeriz” dediler. Dağıtım anlaşmalarındaki yasal boşlukları ve o dönem yeni patlayan video kaset (VHS) pazarını kullanarak filmi doğrudan evlere soktular.

İnsanlar, “Devletin sakladığı, izlememizi istemediği o kaseti buldum!” heyecanıyla video dükkanlarına koştu. Aslında ortada ne bir yasak vardı ne de bir mahkeme kararı. Bu sadece, clickbait’in (tık tuzağı) 1980’ler versiyonuydu ve mükemmel işlemişti.

-Soğuk Savaş ve “Bizde Neler Var Neler” Propagandası

Peki, Amerikan ordusu neden çıkıp “Saçmalamayın, böyle bir şey yok” demedi? Neden bu dedikodunun yürümesine izin verdi?

Cevabı bulmak için takvime bakmak yeterli: 1950’ler ve 60’lar… Yani Soğuk Savaş. ABD ve Sovyetler Birliği, sadece nükleer füzelerle değil, birbirlerinin psikolojisini bozarak da savaşıyordu. Basında çıkan “Amerikalılar gemileri görünmez yapıyor, ışınlıyor, zamanı büküyor” manşetleri, Pentagon’un ekmeğine yağ sürüyordu.

Kendinizi bir KGB ajanının yerine koyun. Rakibinizin fizik kurallarını bükecek bir teknolojiye sahip olduğunu duyuyorsunuz. “Acaba doğru mu?” şüphesi bile uykularınızı kaçırmaya yeter. ABD, bu uçuk kaçık iddiaları yalanlamak yerine sessiz kalarak veya el altından bu dedikoduları köpürterek düşmana şu mesajı veriyordu: Bizim teknolojimiz sizin hayallerinizin ötesinde, ayağınızı denk alın.

Yani Philadelphia Deneyi, aslında kusursuz bir psikolojik harp ve dezenformasyon başarısıydı. Yenilmez ABD imajını destekliyordu. Tıpkı Area 51 efsanesi gibi.

-Gerçekler, Yanlış Gemi ve Degaussing

Gelelim işin en can alıcı, o efsane balonunu patlatan kısmına. Kayıtlar, seyir defterleri ve tanıklar incelendiğinde ortaya komik bir gerçek çıkıyor. Olayın başrolündeki USS Eldridge, deneyin yapıldığı iddia edilen tarihte Philadelphia’da bile değildi! Gemi, o sırada Bahamalar açıklarında sakin bir eğitim görevindeydi.

Peki duman, ateş olmayan yerden mi çıktı? Bütün bu hikayeyi kim uydurdu? Araştırmacılar suçluyu buldu: İsim benzerliği ve USS Engstrom (DE-50).

-Deney ve Gemi Hakkında Gerçekler

USS Engstrom, o tarihlerde Philadelphia tersanesinde gerçekten de çok gizli ve özel bir işlem görüyordu. Amaç göze (optik) görünmezlik değil, manyetik görünmezlikti. Almanların manyetik mayınları, gemilerin metal gövdesini algılayıp patlıyordu. Donanma buna çare olarak “Degaussing” (Manyetik Giderme) işlemini geliştirdi. Geminin gövdesi devasa elektrik kablolarıyla sarılıyor, yüksek akım veriliyor ve manyetik izi siliniyordu.

Hikayenin asıl mimarı ise 1950’lerde bu dedikoduları süsleyip astronomlara mektuplar yazan, akıl sağlığı yerinde olmayan Carlos Allende isimli bir eski denizciydi.

-Kuyuya Taş Atan “Deli”: Carlos Allende Kimdi?

Peki bütün bu detayları, yeşil sisleri, çığlıkları kim anlattı? Sahneye, pardösüsü, darmadağınık zihni ve rengarenk kalemleriyle, tarihin en gizemli trolllerinden biri çıkıyor: Carlos Miguel Allende. (Gerçek adıyla Carl Allen).

Olaydan yıllar sonra, 1956’da, dönemin ünlü astronomu ve UFO araştırmacısı Morris K. Jessup, posta kutusunda tuhaf bir mektup buldu. Mektup Pensilvanya’dan geliyordu, “Carlos Allende” imzalıydı ve tam bir delilik ürünüydü.

Rengarenk Sayıklamalar: Allende mektuplarını tek bir kalemle yazmıyordu. Cümlelerin ortasında kalem değiştiriyor, bazı kelimeleri BÜYÜK HARFLERLE yazıyor, altlarını rengarenk çiziyor ve imla kurallarını katlediyordu.

“Ben Oradaydım” İddiası: Allende, deneyin yapıldığı gün limanda bulunan SS Andrew Furuseth adlı ticaret gemisinde görevli olduğunu iddia ediyordu. Güverteden USS Eldridge’in yok oluşunu kendi gözleriyle izlediğini, hatta deneyden sonra “havada donup kalan” denizcileri kurtarmak için elini o garip enerji alanına soktuğunu yazıyordu.

Bardaki Kavga: Allende’nin iddiasına göre, deneyden sağ kurtulan denizciler bir akşam limandaki bir barda kavgaya karışmış ve tam o sırada polisler geldiğinde, adamlar “şişe kapağı gibi” havaya karışıp yok olmuşlardı.

Olay bununla da kalmadı. Allende, Jessup’ın yazdığı UFO kitabının bir kopyasını ABD Deniz Kuvvetleri Araştırma Ofisi’ne (ONR) gönderdi. Ama kitap normal değildi; kenarlarına notlar alınmıştı. Bu notlar “Bay A”, “Bay B” ve “Jemi” adında, sanki Dünya dışı varlıklarmış gibi konuşan üç farklı kişi tarafından yazılmış gibi görünüyordu. (Tabii ki hepsini el yazısını değiştirerek yazan kişi Allende’ydi). Donanma bu saçma kitabı neden ciddiye aldı bilinmez ama “Varo Edition” adıyla sınırlı sayıda çoğalttı.

Zavallı astronom Jessup bu gizemi çözmeye çalışırken bunalıma girdi ve intihar etti. Allende ise yıllarca ortadan kayboldu, bazen ortaya çıkıp “Hepsini uydurdum” dedi, sonra “Hayır, gerçekti” dedi. Ama bir şeyi başarmıştı: Tek başına, modern tarihin en büyük komplo teorilerinden birinin fitilini ateşlemişti.

-Sonuç

Philadelphia Deneyi; teknik bir terimin (manyetik görünmezlik) cahilce yanlış anlaşılmasıyla başlayan, Carlos Allende gibi hayalperestlerin mektuplarıyla büyüyen, Soğuk Savaş paranoyasıyla beslenen ve Hollywood kurnazlığıyla ölümsüzleşen modern bir mittir.

Üzgünüm ama kimse duvarların içine sıkışmadı, gemiler ışınlanmadı. Yine de kabul edelim; “gemiyi manyetik mayınlardan korumak için kabloyla sardık” demektense, “boyut değiştiren gemi ve yok olan mürettebat” hikayesini dinlemek çok daha heyecanlı.

Kaynaklar:

[ABD Donanma Tarihi Belgelerinde Philadelphia Deneyi]: history.navy.mil

[Brian Dunning – Detaylı Analiz]: skeptoid.com

Comments

Bir yanıt yazın